Bu kitabı ikinci kez bitirdim. İlkinde hikâyeye bakmıştım, bu sefer kendime. O zaman intikam güçlü gelmişti; şimdi yorgun. İnsan yaşadıkça anlıyor: bazı şeyler affedilmiyor, sadece içe atılıyor. Geçti sanıyorsun ama geçmiyor, sadece alışıyorsun. Ben değiştim mi diye soruyorum bazen; evet değiştim ama büyüdüğüm için değil, dayanmak zorunda kaldığım için.
Bu sefer Dantès’i daha az izledim, daha çok hissettim. Hapisten çıkışını değil, içinden çıkamamasını okudum sanki. Kont olduğunda her şey yerli yerine oturacak sandım ama oturmadı. Çünkü bazı hesaplar kapanmıyor; sadece şekil değiştiriyor. İntikam alındığında içimde bir ferahlık olmadı, aksine ağır bir sessizlik oldu. Sanki herkes cezasını aldı ama kimse gerçekten kurtulamadı.
Şimdi biliyorum adalet her zaman rahatlatmıyor, intikam da. Bazen insan sadece yaşananın bir anlamı olsun istiyor. Olmuyor. Bazı hikâyeler anlamlı değil, sadece gerçek. Ve insan en çok da buna alışırken yoruluyor.
Ve şunu inkâr edemiyorum Bu hikâyeyi bu kadar ağır yapan sadece yaşananlar değil, nasıl kurulduğu. Hiçbir karakter fazlalık değil, hiçbiri süs olsun diye orada durmuyor. En masumu bile bir yerde yaralıyor, en suçlusu bile bir anlığına insanlaşıyor. Olaylar rastgele ilerlemiyor; her şey zamanında, yerinde ve kaçınılmaz. Okurken “keşke böyle olmasaydı” diyorsun ama sonra fark ediyorsun ki başka türlü olamazdı. Çünkü bu kitap, adaleti dağıtmak için değil; insanı, bütün kusurlarıyla çıplak bırakmak için yazılmış. Okurken alıntı bile paylaşmak istemedim o kadar kopamadım kitaptan, yazacağım incelemeyi düşündüm ve bunları yazarken ellerim titriyor kalbim paramparça…
Kızıl Veba kitabını okurken baya etkilendim. Sürekli 2020 yılına gidip geldim. İnsanlığın bir salgın yüzünden yok oluşunu anlatıyor ama asıl altındaki mesaj çok derin. Medeniyetin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Okurken “biz de aynı hataları yapıyoruz” dedim resmen. Jack London öyle bir anlatmış ki, bitince uzun süre düşündüm. Kısa ama insana çok şey düşündüren bir kitap olmuş. salgın sonrası medeniyetin nasıl çöktüğünü görüyoruz ve bu baya düşündürücü. İnsanların hırsı, bencilliği ve doğayı yok sayması resmen sonlarını getirmiş. Yazar geleceği anlatırken aslında bugünü eleştiriyor gibi. Mükemmel bir öngörü, mükemmel bir kurgu.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
İlk olarak söylemek isterimki alıntı yazamadım çünkü o kadar çok düşündürücü ve duygulandırıcı cümle vardı ki karar veremedim. Bu kitapta sadece bir cinayet değil, insanın içindeki sessizlik anlatılıyor.
Ahmet’in hikayesi, yalnızlığın ve geçmişin yükünü taşıyor.
Bir gazeteciyle karşılaşması, yıllardır sustuğu duyguları yeniden uyandırıyor.Sayfalar ilerledikçe, kardeşlik, aşk ve vicdan iç içe geçiyor.
Livaneli, insan ruhunun en karanlık köşelerine ışık tutmuş.
Bazı cümleler kalbe dokunuyor, bazıları düşündürüyor.
Her karakterde biraz kırgınlık, biraz da pişmanlık var.
Sonu beklenmedik ve derin bir sarsıntı gibi.
Kitap bittiğinde hikaye bitmiyor; insanın içinde yankılanmaya devam ediyor. Bu yıl okuduğum en muhteşem kitaptı ve neden bu kadar geç okudum diye düşünüyorum..
Don Kişot tam anlamıyla gerçeklikten kopmuş ama kalbini kaybetmemiş bir adamın hikâyesi bence. Kitabı okurken hem güldüm hem de “biz de bazen böyle hayallerin peşinden koşmuyor muyuz?” diye düşündüm. Adam kendi kafasında şövalyelik kurmuş, değirmenlere bile düşman sanıyor ama bir yandan da içindeki iyilik çok saf çok temiz geldi bana. Sanço Panza karakteri ayrı bir renk katmış, tam bir ayakları yere basan halk adamı gibi. Don Kişot’un dünyaya kafa tutuşu komik gibi dursa da aslında çok hüzünlü. Çünkü adam sadece biraz hayal, biraz saygı, biraz da anlam arıyor bu hayatta. Zaman zaman fazla uzasa da, okurken kendimi başka bir dönemde hissettim bazı bölümler sıkıldım evet ama bitincede çok üzüldüm beni etkiledi oldukça. Hem eğlenceli hem düşündürücü bir kitap olmuş. Belki de bazen deli gibi görünmek aslında en gerçek olmakmış, onu anladım.
Don KişotMiguel de Cervantes · Koridor Yayınları · 202127,5bin okunma
Beş Sevgi Dili bence ilişkiler konusunda gerçekten farkındalık yaratan bir kitap. İnsanların sevgiyi gösterme ve anlama şekillerinin bu kadar farklı olabileceğini okuyunca kafam açıldı resmen. Herkesin sevgi dili farklıymış, biri güzel sözle mutlu olurken diğeri sadece birlikte vakit geçmek istermiş. Kitabı okurken hem kendimi hem eşimi düşündüm, “Acaba biz birbirimizin dilini hiç anlamaya çalıştık mı?” dedim. En çok hoşuma giden şey, yargılamadan ve suçlamadan anlatması oldu, çok sade ve samimi bir dili var. Bazı yerleri tekrar gibi gelse de temeli sağlam, mesaj net. Özellikle uzun ilişkilerde herkesin okuyup bir durup düşünmesi gereken bir kitap. Herkes sevgisini kendi bildiği gibi gösteriyor ama önemli olan karşındakinin anlayacağı dilden konuşmakmış aslında.
Beş Sevgi DiliGary Chapman · Koridor Yayıncılık · 201212,5bin okunma