Ölümünden sonra bana kalan eşyalar sanki benimle alay ediyor gibi.
İnsanların öylece bir anıya dönüşmesi çok garip değil mi? Hem çıkıp gitsen kapının ardında seni bekliyor gibi, arasan açacak gibi. Gelmeni bekliyor seni özlüyor gibi, hep orada gibi. Ama bilemedim, geri dönüp daha çok zaman geçirmiş olmayı dilesem de bir daha olmayacağını biliyorum. Son görüşüm olduğunu bilemedim. Bana anlattığı son şey işte bu diyemedim, ellerini son kez tutuyorum, bu onunla son mutlu anımız diyemedim. Benim için ne kadar değerli olduğunu, ne kadar çok sevdiğimi gösteremedim. Yeterince zamanım var sanardım.
Olmadık zamanlarda bir gerçeklik çarpıyor insanın yüzüne. Bir daha göremeyecek olmak, sesini duyamayacak olmak. Bir daha sarılıp öpemeyecek olmak. Bayramlarda yalnız olmak, yaşadığın her mutlulukta her başarıda keşke o da olsaydı, görseydi demek. Görseydi benimle çok gurur duyardı demek. İnsan ansızın bir anıya dönüşüyor, unutulmamayı diliyor belki de. Ben hiç unutmayacağım.
“Sence bu yarasa seni çok seviyor mu?”
“Sevmez olur mu…”
“Yürekten mi seviyor?”
“Kesinlikle.”
“Öyleyse geleceğine emin olabilirsin. Biraz gecikebilir, ama bir gün mutlaka seni bulacaktır.”