Kendimizi sadece kumanda, hâkimiyet ve mülk bizde olduğu zaman mı eksiksiz hissederiz? Birinin geçimini sağladığımızda, bu bize sevildiğimize dair güven verir. Ama bunun anlamı, bir yandan da baktığımız kişiye hükmetmektir. Bu kişi gücümüzü onaylayarak derinliklerdeki aşağılık duygumuzu su yüzüne çıkartmaktadır. Çünkü, himayecilik hususunda sunabildiğimiz olanaklar için sevilmekteyiz, insanlığımız için değil. Kendiliğimiz, duygu dünyamız, sıcaklığımız, mutluluğumuz ve yaşam sevincimiz için sevilebileceğimize inanmak, bize çok zor gelmektedir. Böylece gittikçe “kendini kanıtlama zorunluluğu” tuzağına saplanmaktayız. Himaye de o zaman boyunduruk altına girdiğimiz, bedeli gizli bir içerleme ve kin olan, ama açıkça dile getirilemeyen bir anlaşma haline gelir.