... Daha kısa deparlar şeklindeki koşular fizyolojimize oldukça uygun görünürken; sürekli, uzun mesafeli ve sabit koşular insan bedenini bir hayli yorar.
Şimdi aklınıza “Zaten hareket edemediğimiz için sağlığımz bozuluyor ve hareket etmeye çalıştığımızda yine tarkında olmadan sağlığımızı bozabiliyormuşuz. O zaman biz ne yapacağız?" sorusu gelebilir, haklısınız. Elimizdeki verilere göre fizyolojimizle uyumlu olan, zarar yerine yarar sağlayacak bir hareket yöntemi mevcut: Bu yöntem, kısa ve zorlamalı deparlar ile aralarda hafif egzersiz bölümleri yahut dinlenmeler şeklinde yapılan “yüksek yoğunluklu ve aralıklı egzersiz (High Intensity Intermittent Training - HIIT) olarak biliniyor. Bu egzersiz türü, son yıllarda üzerinde yapılan çeşitli araştırmalarla daha da gözde hale geldi. Söz konusu egzersizlerin planı ise şöyle: 4 ila 6 dakika arasında azamî hareket ve güç kullanılarak yapılan yoğun egzersiz etaplarının arasında yaklaşık 4 dakikalık dinlenme yahut hafif yürüyüş gibi kişiyi zorlamayan hafif egzersiz aralıkları veriliyor. Yarım saat kadar yapılan bu tarz bir egzersizin, günlük yahut gün aşırı olarak tekrarlanması durumlarında hem kalp-damar sisteminin sağlığını olumlu yönde etkilediği hem de yağ yakışını diğer egzersiz tiplerine göre fok daha etkin bir biçimde sağladığı gösterilmiş durumda.
Eski dönemlerdeki günlük yaşamın genel ritmi bolca yürüme, tirmanma, eğilip kalkma, çömelme (squad), yük taşıma gibi işlevlerden oluşuyordu. Haliyle bütün hareket sistemimiz; kas, eklem ve kemiklerimiz de böyle bir yaşam tarzına en uygun adaptasyonlarla doldu. Ancak günümüzde bu hareketleri hayatımızın doğal akışı içinde yapamadığımız için hareket etme ihtiyacımızı “spor salonu" gibi yapay ortamlarda gidermeye yöneldik. Halbuki koşu bandı veva pistlerde sürekli koşmak, bedenle pek de uyumlu olmayan zorlayıcı bir faaliyetir. Burada en fazla zararı da aslında iyiliği, sağlığı için uğraştığımız eklem ve kemik sistemi görür.
Biz insanlar tuhaf canlılarız ve aslında bu tuhaflıkta üstümüze yoktur. Tüm canlılır biyolojik ihtiyaçlarına yönelik davranışlar ekseninde bir hayat yaşarken; bizim birçok amaçsız görünen, varlık nedenimizden kopuk, anlamsız diyebileceğimiz faaliyetlerimiz var. Bu açıdan da pek özeliz.
Doğadaki kıt kaynaklarla beslenmeye alışmış bir canlı, kendini besin bolluğu içinde bulursa ne olur? Buradaki konumuzla ilgili olarak öncelikle biliyorsunuz ki besine kolay ulaşım, beden hareketlerini doğal olarak azaltır. Tabiatta kısıtlı miktarda besin bulabilerek yaşayan canlılar, besini arayıp bulabilmek için onları harekete geçirecek aşırı bir iştah ve yeme güdüsüyle donatılmıştır. Bu aşırı yeme güdüsü arka planda çalışmaya devam ettikçe, gereğinden fazla besin tüketme ve aşırı kalori alma sorunları başlar. Mesela biz şu anda çok yoğun fiziksel hareket gösteren atalarımızdan çok daha fazla besin tüketiyor ve dolayısıyla çok daha fazla kalori alıyoruz. Öte yandan eğer egzersiz yapmayan ve teknolojinin konforlu nimetlerinden sonuna kadar faydalanan bir sehirli iseniz bu fazla kalorileri harcayabilmeniz de zor... Sonuç olarak modern insanın bedenindeki yağ birikiminin ve metabolik bozuklukların fitili işte böyle ateşleniyor. Besin bolluğunun ve endüstriyel gıdaların etkilerini bir sonraki bölümde yine inceleyeceğiz. Fakat burada, hareketsizliğin şehirli insan için neden en sıkıntılı sağlık sorunlarından birisi olduğunu artık hemen fark edbileceğimiz bir noktadayız. İşte bu nedenle spor ve egzersiz vapmayı ihmal etmemenin, bunları
olabildiğince düzenli şekilde gerçekleştirmenin önemini bir
kez daha anlıyoruz...