Kitabın en vurucu yönü, evreni mekanik ve cansız bir boşluk olarak değil; düşünebilen, hastalanabilen ve kendi kendini iyileştirebilen devasa bir "Bilinç" (Eva) olarak ele alması. Yazara göre:
Galaksiler: Bu kozmik organizmanın sinir ağları,
Yıldızlar: Canlı hücreleri,
İnsanlık: Bu devasa bedenin içinde çoğalan, oradan oraya yayılan küçük birer mikroorganizma.
Serhat Bayar, ezoterizmdeki "Makrokozmos-Mikrokozmos" (Evren büyük insandır, insan küçük evrendir) felsefesini modern ve bilimsel fantezi ögeleriyle harmanlıyor. İnsanlık galaksiler arası bir yolculuğa çıkıp yıldızlara yayılmaya başladıkça, aslında üzerinde yaşadıkları bu devasa organizmanın (Eva’nın) bağışıklık sistemini tetikliyorlar.
"Bu bir yok oluş değil, bir dönüşümdü. Ölüm, yaşamın tuvaline düşen bir fırça darbesiydi."
Kozmik Korku ve Antroposentrizm Eleştirisi
Kitap felsefi olarak antroposentrizmi (insan merkezciliği) sert bir şekilde eleştiriyor. Yüzyıllardır süregelen "Evren insan için yaratıldı" ya da "İnsanlık uzayı fethedecek" mitini yerle bir ediyor. İnsanlığı evrenin hakimi değil, kozmik bir bedenin kenarında gelişmiş bir "yan etki" ya da geçici bir titreşim olarak konumluyor.
Bu yönüyle anlatı, H.P. Lovecraft tarzı bir kozmik korku (cosmic horror) atmosferine yaklaşıyor. Ancak buradaki korku canavarlardan değil, evrenin muazzam büyüklüğü ve insanlığın mutlak önemsizliği karşısında duyulan varoluşsal bir çaresizlikten besleniyor. İnsanlığın önündeki ikilem çok net: Bu kozmik bilincin içinde filizlenen yeni, sağlıklı bir hücre mi olacağız, yoksa yok edilmesi gereken bir enfeksiyon mu?
Dil, Anlatım ve Akıcılık
Okuyucu yorumları ve kitabın genel dokusu incelendiğinde, Serhat Bayar’ın oldukça akıcı ve edebi derinliği yüksek bir dil kullandığı görülüyor. Kitap bilimsel bir iddia kanıtlama