Roma Cumhuriyeti (ve sonra İmparatorluğu) ile Ptolemaios Mısır’ı arasındaki o nihai çatışma —yani Jül Sezar ile Kleopatra dönemiyle başlayıp, Marcus Antonius ve Octavianus (Augustus) savaşıyla biten süreç— tam olarak bugünkü ABD-İran/Çin parselasyonuyla aynı ekonomik temele dayanıyordu: Aşırı borç yükü, para biriminin devalüasyonu ve stratejik emtia (tahıl/petrol) üzerindeki tekel arayışı.
MÖ 1. yüzyılda Roma, askeri olarak Akdeniz'in hakimiydi ancak ekonomik olarak tam bir yapısal krizin, devasa bir borç sarmalının içindeydi. Sürekli içeride yaşanan iç savaşlar (Marius-Sulla, Sezar-Pompeius çatışmaları), lejyonların maaşları, generallerin bitmek bilmeyen harcamaları Roma hazinesini kurutmuştu. Roma elitleri ve senatörleri lüks içinde yaşarken, devlet bu devasa askeri mekanizmayı finanse etmek için sürekli borçlanıyor, paranın içindeki gümüş oranını düşürüyor (enflasyon yaratıyor) ve iflasın eşiğinde yüzüyordu. Tıpkı bugünkü karşılıksız dolar basan ve trilyonlarca dolar borcu olan ABD gibi.
O dönem dünyasında tahıl (buğday), bugünün petrolü neyse tam olarak oydu. İnsanlığı besleyen, orduları yürüten ve şehirleri ayakta tutan yegane stratejik enerji kaynağıydı. Ve bu kaynağın dünyadaki mutlak tekel sahibi, Nil Nehri'nin bereketli topraklarına hükmeden Ptolemaios Hanedanlığı (Mısır) idi. Mısır, sadece muazzam bir tahıl üreticisi değil, aynı zamanda Akdeniz dünyasının en zengin, en yüksek likiditeye (altın ve gümüş rezervine) sahip devletiydi. Roma’nın borç batağındaki elitleri, ayakta kalabilmek ve Roma halkını doyurup isyanları engellemek için (meşhur Panem et Circenses - Ekmek ve Sirk politikası) tamamen Mısır tahılına ve Mısır'ın finansal kredilerine bağımlı hale gelmişti.
Mısır Kraliçesi Kleopatra, Roma iç savaşındaki klikleri (önce Sezar’ı, sonra Antonius’u)