Yine Günday Yine Günday Yine Günday
Ben bu adamı gerçekten seviyorum. Dili başka, türü başka, değindiği konular çeşit çeşit bambaşka... Okurken hem gerçeklere en çok gözümü açtığım hem de içinde kaybolup gittiğim yazarlardan birisi.
Gelelim kitaba öncelikli olarak bir sözlüğe ihtiyacımız olacak çünkü çok fazla Ermenice sözcük var bunu sona ekleyeceğim.
Kitap, özellikle kuyumculuk ve turizm sektörü üzerinden gelişen, dışarıdan parıltılı görünen ama içeriden oldukça karanlık, manipülatif ve satış odaklı bir dünyayı anlatıyor. Hakan Günday bu eserinde, tezgahın arkasındaki o acımasız çarkları, insan ilişkilerinin nasıl birer pazarlık objesine dönüştüğünü ve sistemin bireyi nasıl öğüttüğünü ele alıyor.
Kitabı okurken kendimi tam olarak Kozan’ın karşısında hissettim ve bu asla tesadüf değildi. Günday, okuyucuyu bir müşteri (veya kurban) koltuğuna oturtup, satışın bir sanattan ziyade bir avlanma biçimi olduğunu gösteriyor.
Ticaret ahlakına olan güvenim zaten yok. Günday da burada günümüzün yüz karası olan o yozlaşmayı önümüze koyuyor. Kitap, dürüstlüğün bir nimet sayıldığı, sadakatin ise sadece bir sonraki satışa kadar sürdüğü bir dünyayı resmediyor. İnsanın insanı kazıklama hırsı, kitapta sadece para kazanmak için değil, sistemin içinde hayatta kalmak ve üstünlük kurmak için yapılan bir refleks olarak karşımıza çıkıyor.
Diline gelecek olursak yumoş, ahçik, mart vb. kelimeler beni başta şaşırtsa da, aslında bu kelimeler o dünyanın kapalı kapılarını açan anahtarlar gibi. Hakan Günday’ın o bildiğimiz içine çekip götüren üslubuyla birleşince, bu yabancı kelimeler bir süre sonra bizim de doğal dilimiz haline geliyor. Bu dil, okuyucuyu yabancılaştırmak yerine, o yeraltı dünyasının bir parçası haline getiriyor.
Bu kitap aslında güvenin ve sadakatin her masada bitişini ilan