Ben büyüdükçe gözüme gitgide daha küçük görünmeyen, tersine daha da büyüyen tek nesne varsa, o ağaçtır. Kasırganın kopardığı dalını keserlerken kendi gövdemden bir parça kesiliyormuş gibi oldum; bir yerimde apansız bir sancı duysam, La Corona' daki çam da aynı sancıyı duyar sanırım.
İnsanlara duyduğum sevgi bent çekilmiş yüreğimi yaralayıp da irin tutmuş kanım yol bulup dışarı uğrayınca, Platero, köyümüzün düzlüklerindeki derelerin nisan ayının en duru, altın rengi sıcacık saatinde aktığı gibi akar, yüreğimi ilikler gibi temizler, rahatlatırdı.
Sen dama hiç çıkmadın, Platero. O karanlık tahta merdivenleri çıktıktan sonra nasıl kocaman, derin bir soluk dolduruyor insanın göğsünü bilemezsin; insan günün ışığıyla yanmış duyuyor kendini, sanki göğün hemen yanıbaşında mavilere boğuluyor, sarnıca inen yağmur sularının temiz olması için tuğla döşemesi kireçle badanalanmış olan bu düz damın aklığı gözünü alıyor insanın.