17 Haziran 2026'da, New York Güney Bölge Mahkemesi tam 9 yıldır devam eden Halkbank ceza davasının resmen ve nihai olarak düşürülmesini onayladı. Bankaya yönelik herhangi bir adli ya da idari para cezası da uygulanmadı. Bu çarpıcı son, uluslararası ilişkilerde kuralların, yasaların ve ambargoların aslında nasıl birer "jeopolitik müzakere enstrümanı" olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Davanın bu kadar uzamasının en büyük yasal nedeni, Halkbank'ın bir devlet bankası olmasıydı. Banka avukatları, ABD'nin iç hukuk yasası olan Yabancı Egemen Devlet Dokunulmazlığı Yasası (FSIA) kapsamında bir devlet kuruluşu olarak ABD mahkemelerinde yargılanamayacağını savunarak davayı ABD Yüksek Mahkemesi'ne kadar taşıdı. Bu hamle, ABD yargı sistemini yapısal bir açmaza soktu ve süreci yıllarca kilitledi.
Davanın düşmesi aniden gökten zembille inmedi; planlı bir hukuki-siyasi takvimin sonucuydu.
11 Mart 2026 tarihinde, ABD Adalet Bakanlığı ile Halkbank arasında gizli yürütülen müzakereler sonucunda bir anlaşma imzalandı.
Bu anlaşma kapsamında, bankanın uluslararası finansal regülasyonlara ve yaptırım kurallarına tam uyum sağladığına dair hazırlanan uzman raporu, ABD Hazine Bakanlığı'na (OFAC) eksiksiz teslim edildi.
Raporun kabul edilmesiyle birlikte, taraflar ortak bir dilekçeyle davanın düşmesini talep etti ve hakim iki gün önce bu dosyayı tamamen kapattı.
Büyük ölçekli küresel krizlerde devletler, müttefiklerini ya da rakiplerini tamamen sistemin dışına itmek yerine, bu davaları birer "hizalama ve pazarlık kartı" olarak kullanırlar.
ABD için Türkiye gibi stratejik bir NATO müttefikinin en büyük kamu bankasını milyarlarca dolarlık bir cezayla çökerterek Türk ekonomisinde yapısal bir krizi tetiklemek, Washington'ın Ortadoğu ve Doğu Avrupa'daki uzun vadeli çıkarlarına hizmet