(Lâ ilâhe illallah) güzel kelimesini söylemeniz uygun olur. Bu güzel kelimeyi o kadar çok söyleyiniz ki, hiç birşeyi görmez ve bilmez olunuz. Hayret, bilgisizlik mertebesine yükseliniz. Fenâ denilen hâle geliniz. Hayret, bilgisizlik mertebesine erişmedikçe, Fenâ hâsıl olmaz. Sizin Fenâ mertebesi dediğiniz şey, Fenâ değildir. Ona (Adem) denir. Bilgisizlik mertebesine erişip, Fenâ hâsıl olunca, bu yola ilk adım atılmış olur. Vâsıl olmak nerede? Kavuşmak kime? Arabî beyt tercemesi:
Sevgiliye kavuşmak ele geçer mi acabâ?
yüksek dağlar ve korkunç tehlükeler var arada.
Bugün tarikat dersinizi yapmayı pek beceremediniz diyelim, yarın nasipse daha becereceksiniz, öbür gün daha becereceksiniz. Dersleri gevşetmek caiz değildir.
Muhammed bin Semmâk şöyle anlat-
mıstır: Bìrgün bir mecliste insanlara va'z
ve nasihat ediyordum. Bir genç ayağa kalkıp bana "Ey Ebâ Abbâs! Bugün öyle bir
söz söyledin ki, böyle bir söz işitmemiştik"
dedi. "Hangi söz?" dedim. "Ahiret sonsuzdur. Orada Cennetten ve Cehennemden
başka gidecek yer yoktur. Cennete giremeyip Cehenneme atılma düşüncesi, Allahü
teâlâdan korkanların kalblerini titretti,
sözüdür dedi. Sonra o genci bir daha göremez oldum. Sorup araştırdığımda öğrendim ki, hastalanmnş, tanıyanların ziyâretine
gidiyormuş. Ben de gidip hâlini sordum.
"Nedir bu hâlin?" dedim. Işte o sözü düşünmekten dolayı böyle oldum" dedi. Daha
sonra o gencin vefat ettiği haberini aldım.
Vefâtından sonra rüyâmda gördüm.
hâlin nasıldır? dedim. Dedi ki, Allahü
teâlâ bana merhamet etti ve Cennete dâhil
etti. Ne sebeble merhamete kavuştun?
dedim. O söz sebebiyle, o sözden ibret aldığım için dedi.
Ebu Ubeyd’in bildirdiğine göre; bir çöl Arabı, bir zâtı “Fasda’ bimâ tü’meru ve a’riz ani’l-müşrikîn=Şimdi, sen, sana emrolunanı açığa vur!
Müşriklerden yüz çevir!” (Hicr: 94) âyetini okurken işitince, hemen sec-deye kapanır ve:
“Ben, onun fesahatından dolayı secde ettim!” der.
Başka birisi de:
“Felemmestey’esû minhü halesû neciyyâ=Vaktâ ki, ondan umutlarını kestiler, fısıldaşarak bir yana çekildiler” (Yûsuf: 80) âyetini bir adamdan işitince:
“Ben şehadet ederim ki; bu sözün benzerini bir yaratık söylemeye güç yetiremez!” demiştir.
Bir cariyeden dinlediği kelamın fesahatına hayran olarak:
“Allah aşkına, sen ne kadar da fesahatlısın!” demekten kendini alama-yan Asmaî’ye, cariye:
“‘Ve evhaynâ ilâ ümmi Mûsâ en erdıîhi fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fi’l-yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî. İnnâ râddûhü ileyke ve câilûhü mine’l-mürselîn=-Mûsâ’nın anasına: ‘Onu, emzir. Sana onun hakkında bir tehlike gelince, kendisini denize bırak. Korkma. Kederlenme. Çünkü Biz, onu yine sana geri döndüreceğiz. Hem onu peygamberlerden biri de yapacağız’ diye vahyettik’ (Kasas: 7) kavlinden sonra, şu benimki bir fesahat mı sayılır?” demiştir.
Gerçekten de bu bir tek âyette; iki emir, iki nehiy, iki haber ve iki müjde birleştirilmiştir.