"Bu gece o yalnız kalbinize dönüp dürüstçe, 'Şu hayatımda kimsenin ne sevgisini, ne bağlılığını, ne minnetini, ne de saygısını kazandım; hiçbir şekilde şefkatli bir yer edinemedim; kimseye hatırlanacak bir iyiliğim ya da yararım olmadı!' diyebilseydiniz bu yetmiş sekiz yıl ağır bir lanet gibi çökerdi üzerinize; öyle değil mi?" "Haklısınız Mr. Carton; herhalde öyle olurdu."
Veba zamanı bazılarının bu hastalığa içten içe duyduğu yakalanma isteği gibi –acayip bir şekilde bundan ölmek istiyorlardı. Aslında hepimizin içinde saklı olan ve ortaya çıkmak için belli şartlar bekleyen bu tür tuhaflıklar vardır.
Her gün taş sokaklardan, içi hükümlülerle dolu at arabaları sarsıla sarsıla geçiyordu. Güzel genç kızlar, hoş hanımlar, kumrallar, siyah saçlılar, ak saçlılar; delikanlılar; güçlü adamlar ve yaşlılar; soylular ve köylüler; bunların hepsi bayan giyotine kırmızı şarap oluyordu, her gün iğrenç hücrelerinden gün ışığına çıkarılıp onun kanmak bilmeyen susuzluğunu gidermek üzere sokaklardan geçirilerek taşınıyorlardı. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ya da ölüm; en sonuncusu, gerçekleştirilmesi en kolay olanıydı, "Yaşasın Giyotin!"