Prosser bütün hayatının bir tür rüya olduğunu hisseder, bazen de bunun kimin rüyası olduğunu ve rüyayı görenin gördüklerinden hoşlanıp hoşlanmadığını merak ederdi.
Annesinin yanında bu eller, belirli şeyleri yapmak zorunda kalmıştı kuşkusuz. Günlerce, aylarca... Sabahleyin kalkıp giyinmek, sobayı yakmak, kahvaltıyı hazırlamak, hayvanları doyurmak, bulaşıkları yıkamak, yatakları düzeltmek, öğle yemeği hazırlamak, yine bulaşıkları yıkamak, ütü yapmak, akşam yemeği hazırlamak, tekrar bulaşıkları yıkamak...Onun payına düşen buydu. Bir an bile durup dinlenmeden... Şimdi annesinin emirleri olmadan bu ellerle ne yapabileceğini bilmiyordu.
Elleriyle ne yapacağına asla kendisi karar vermemişti.
Kafasını çevirdiği anda gözleri Pedro’nun gözleriyle buluştu. O anda, lokma tatlısı yapılırken kaynamakta olan sıvıyağa atılan hamurun neler hissettiğini çok iyi anladı.