Ben olmayan biriyle her gün buluşmayalı yıllar olmuştu. Daha açık olmak gerekirse, belli bir düzen dahilinde iletişim kurduğum son insanlar annem babamdı muhtemelen. Aşka dair hayaller kurarken, birinin yanında günün yirmi dört saatini geçirmenin, aslında kendi hayatını değiştirmek olduğunu akıl edemiyordu insan; ancak birkaç saniye süren anların, sonbahar güneşinin, ışığın mutfak kapısından içeriye vuruşunun ya da babaannesinin hâlâ hayatta oluşunun hayalini kuruyordu.
Artık bir yetişkin olduğumu çok geç fark etmiştim. Geçmek bilmeyen hüznüme şaşırmış, bunun sebebinin, umudumun kayboluşu ve bana, gündoğumundan itibaren artık berbat değil, sağlam bir zeminde ilerlediğim hissini verecek bir mucizeye duyduğum inancın yok oluşu olduğunu, ancak yıllar sonra bulabilmiştim.