Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam, tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine, konuşmasak,
Anlasan
Elimi uzatsam, tutamasam...
Olanca sevgimi, yalnızlığımı
Düşünsem, hayır düşünmesem.
Senin hiç haberin olmasa,
Senin hiç haberin olmaz ki...
Başlar biter kendi kendine o türkü.
Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli, buluta deli...
Bir büyük oyun yaşamak dediğin,
Beni ya sevmeli ya öldürmeli.
Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız, bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek, yan.
Gitti giden...
..ne konuşulacak bir dost, ne sıkıntımı giderecek bir eğlence. İyice biliyorum: hiçbir şey beni yabancı bir kentin gürültüleri gelen bu odadan çıkarıp bir yuvanın ya da sevilen bir yerin daha güzel ışığına götürmeyecek. Seslensem, bağırsam mı? Yabancı yüzlerdir belirecek olan. Kiliseler, altınlar ve buhur, hepsi de, hepsi de, her nesnenin değerini iç sıkıntımın verdiği günlük yaşama atıyor beni. Ve işte alışkanlıkların perdesi, devinimlerin ve sözlerin yüreği uyuşturan, rahat örgüsü, ağır ağır açılıyor, kaygının solgun yüzünü gösteriyor en sonunda. İnsan kendi kendisiyle karşı karşıyadır artık: hadi mutlu olsun da görelim!