Parpalişi

Parpalişi
@parpalisi
Oxoşkva do oropa şeni skudare
"Değiştirmek.. Geçmişi?" diye sordum. "Geçmisinde hâlâ pek çok açık var; kapatılmamış hesaplar, asla ödenmemiş iç borçlar, suçluluk hisleri, kurban durumuna düşmek ve hepsinden öte, kir pas içindeki karanlık köşeler..’
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Sana ölüm duygusu veren bu durum, artık bir işe yaramayan boş inanışlarını ve eski hilelerini terk etmeye zorlanmış, dipsiz karanlığın kıyısındaki bir türün, kabuk değiştiren bir insanlığın , oksijensiz kalarak boğuluşudur."
'"Düş’ten ayrılmak istediğini biliyorum, ama bil ki gerçek olan benim. Yaşantın ve kendi seçimlerini yapıp, kararlarını verdiğine inandığın dünyan gerçek değil... onlar korkunç birer kâbus. Evlenmen, çocuklarının olması, kariyer yapman, bir ev satın alman, başkaları tarafından takdir edilmen, bel bağladığın diger bütün bu şeyler,inandığın ve diğer yeğlediklerin, birer idol saydığın her şey aslında anlamsız totemlerdir. Bir tek 'düş' gerçektir," diye onayladı. " 'Düş', var olabilecek en gerçek şeydir. Gerçek olanın dünyasinda sen hareket etmeyi ögren. Burada artık alışkanlıkların , inançların ve eski kalıpların, anlamlarını bütünüyle yitirirler. Senin gerçeklik diye nitelediğin yalnızca bir görüntüden ibarettir, bu bütünüyle baş aşağı edilmeli ki, sen yanında eski bir şey taşıma... Nasıl düşüneceğini, hissedeceğini, nefes alacağını ve besleneceğini, eskisinden bütünüyle farkl bir biçimde yeni baştan öğrenmelisin... Varlığın amaçsız... acılarla dolu bir yaşam sürdü. Bir işin, bir maaşın yanıltıcı güvenliği ardına sakladığından , bu dünyanın yoksulluk ve acılarının kalıcı olmasına yol açıyorsun." Bu son saptamayı tatlılıkla , ama yine de oldukça ciddi bir ses tonuyla, çok vahim bir hasari gözden geçiriyormusçasina yapmıştı . "Yaşam ona bağımlı olunamayacak kadar değerli, gözden çıkarılamayacak kadar zengindir! Artik değişme zamanıdır!"
İnsanın kendi yazgısını değiştirebilmesi için psikolojisini ve doğru kabul ettiği inanç sistemini değiştirmesi gerekmektedir.
Başlangıçta, ışığa doğru ilerlediğimizi sanırız; sonra o hedefsiz yürüyüşten yorulur ve kendimizi yere bırakırız: Gitgide yumuşayan toprak artık bizi taşımaz: Açılır. Güneşli bir sona götüren bir güzergâhı boş yere izlemeye uğraşsak da, içimizde ve altımızda koyu karanlıklar genleşir. Kaymamız sırasında bizi aydınlatacak hiçbir pırıltı olmaz: Uçurum bizi çağırır ve onu dinleriz. Olmak istediğimiz her şey, bizi daha yukarıya yükseltme gücünü gösterememiş her şey, hâlâ üzerimizde durur. Vaktiyle zirvelere âşık olan, sonra da hayal kırıklığına uğrayan bizler, sonunda düşüşümüze canı yürekten bağlanırız; tuhaf bir infazın aletleri olarak, koyu karanlıkların sınırına, geceye bağlı alınyazımızın hudutlarına dokunma yanılsamasıyla büyülenerek, düşüşümüzü tamamlamak için acele ederiz. Boşluk korkusu hazza dönüştüğünde, güneşin aksi yönünde ilerlemek ne şanstır!