GECENİN BAĞRINDAN DOĞAN GÜN
Geceyi yaran bir sabah gibi olmak istiyorum. Yerin bağrında sessizce bekleyen bir tohum gibi; karanlığın içinde olgunlaşıp vakti gelince toprağı yararak güneşe kavuşan bir tohum gibi. Annenin rahminde görünmeden büyüyen, bilinmeyen âlemlerden geçerek hayata gözlerini açan bir cenin gibi doğmak istiyorum. Karanlığın içinde kaybolmak için değil, karanlığın içinden nura çıkmak için yaratıldığımı biliyorum. Fakat ey Rabbim, bir türlü uyanamıyorum gecemden. Bir türlü geçemiyorum karanlığımdan aydınlığa. Üzerime çöken ölü toprağını atmak istiyorum. Kendimi bilmek istiyorum. Beni var eden Seni bilmek istiyorum. Âlemi bilmek, eşyanın hakikatini görmek istiyorum. Benden ötesini, görünenin ardındaki hikmeti ve manayı kavramak istiyorum. Sana yaklaşmak, Senin nurunu tanımak istiyorum. Fakat nefsimin, gafletimin ve çağın karanlıklarının içinde yolumu kaybediyorum. Rahimde saklı kalan bir cenin gibi, toprağın altında unutulmuş bir tohum gibi bekliyorum. Ey karanlıkların içinden nuru çıkaran Rabbim! Ey zulmeti yarıp gündüzü doğuran Allah’ım! Beni bu dehlizlerden çıkar. Beni kendime ulaştır. Beni Sana ulaştır. Kalbimin üzerindeki perdeleri kaldır. Ruhuma hayat ver. Çünkü Sen dirilişin Sahibisin. Sen ki kupkuru toprağa yağmur indirir, ölmüş yeryüzünü ihya edersin. Sen ki yüz yıl sonra yeniden hayat bulanların kıssasını bize anlatırsın. Sen ki İbrahim’e dirilişin sırlarını gösterdin. Sen ki Kehf Ashabı’nı yıllarca uyutup yeniden uyandırdın. Sen ki her bahar mevsiminde sayısız dirilişi gözlerimizin önünde tekrar tekrar sergiliyorsun. Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım! Beni de dirilt. Yalnız beni değil, insanlığı da dirilt Allah’ım. Çünkü insanlık karanlıkta. Öyle bir karanlık ki, kalplerin pas tuttuğu, merhametin zayıfladığı, hakikatin unutulduğu bir karanlık. İnsan kendini unuttuğu
Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde, Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan, Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen… Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz, Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece. Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar, Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi, Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler, Hep o engebeli yolların tam ortasında, Yarı yolda kaldı… Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından Kederli bir baba çıktı; Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü, Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı… Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından, Topraktan en nadide defineyi bulur gibi, Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere. Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya, Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi. Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey, Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise, Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu. Şimdi Zeynel,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Le temps perdu ne se rattrape pas". Pier Paolo Pasolini. Ve evet evet bu yüzden kaliteli kitaplar, nezaketli, halden anlayan derin insanlar. Evet evet bu yüzden bol kahkaha. Ve evet evet bu yüzden kaliteli sohbetler.... Pasolini açıklamış işte . İyi okumalar .
"Bir insan kendi gölgesine basmadan yürümeyi öğrenemez. Ve her yangın evvela kişinin kendi içinde başlar. Söz suskunlukta pişer. Kalp Hakikatin aynasıdır. Pas tutmuşsa ne hakikat görünür ne ayna parlar." İmam Gazaliİmam Gazali Dilin AfetleriDilin Afetleri
Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde, Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan, Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen… Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz, Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece. Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar, Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi, Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler, Hep o engebeli yolların tam ortasında, Yarı yolda kaldı… Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından Kederli bir baba çıktı; Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü, Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı… Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından, Topraktan en nadide defineyi bulur gibi, Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere. Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya, Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi. Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey, Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise, Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu. Şimdi Zeynel,
Her gün film, dizi öneriyorum gün 3
https://1000kitap.com/gonderi/305755122 https://1000kitap.com/gonderi/305806924 İlk iki önerimi buraya bıraktım. Bu seferki önerim bir dizi. Bu diziyi ben tam olarak bitirmedim ama bunun nedeni kesinlikle dizi değil benim üşengeçliğim. Hep kaçıncı bölümde kaldığımı unuttuğum için yanlış bölümden başlayıp duruyordum. Neyse bu ayrıntıları pas geçelim. Dizimizin adı twenty five twenty one. Dizimiz bir kızın annesinin günlüğünü bulup okumasıyla başlıyor. Yani anlayacağınız geçmiş zamanı izliyoruz. Dizi 1990'ların sonlarındaki bir lise eskrimcisi Na Hee-do ve hayallerinin peşinden koşan Baek Yi-jin'in büyüme, dostluk, ilk aşk hikayelerini ve kırgınlıklarını anlatıyor. İzlerken çok safe pleace hissettiğiniz bir dizi. Arkadaş ortamıyla, tatlı aşk sahnleri ile kesinlikle izlemeye değer. İyi seyirler 🍀💚