Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde,
Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan,
Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen…
Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz,
Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece.
Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar,
Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi,
Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler,
Hep o engebeli yolların tam ortasında,
Yarı yolda kaldı…
Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından
Kederli bir baba çıktı;
Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü,
Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı…
Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından,
Topraktan en nadide defineyi bulur gibi,
Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere.
Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili
Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya,
Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği
Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi.
Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey,
Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise,
Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu.
Şimdi Zeynel,