6/10
·56 syf.··
2026 25. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:58
Yorumlarına ve puanına bakarak kitaba büyük beklentilerle başlamıştım. Malesef hayal kırıklığı oldu. O kadar uzun cümleler kullanılmış ki konudan kopuyorsunuz bir süre sonra. Tekrar okuduğunuzda ise stoacı felsefecilerden farklı bir şey söylemediğini fark ediyorsunuz. Kendime DüşüncelerKendime Düşünceler i okuyan biri için tekrardan başka bir şey değil bu kitap. Yeni bir şey öğrenmedim. Akademik bir dil kullandığı için edebi bir tat almadım. Bunun dışında 'ne varlığa sevinen ne yokluğa yerinen' insan güzellemesi bana çok uzak olduğu için, kişisel olarak da hitap etmedi. Ben duygularını uçlarda yaşayan bir insan olarak ne yazarı sevebildim ne de stoacı felsefeyi. Felsefeye sıfırdan başlamak isteyenlere tavsiye edilebilir fakat tutkuyla yaşamayı seçen okurların pas geçebileceği bir çalışma.
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,7bin okunma
8/10
·109 syf.··
2026 15. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 01:20
2009 yılında Fransa'da yaşanan gerçek bir olayı anlatan kitap, Diana isimli bir çocuğu merkeze alır. Diana, anne ve babası tarafından ihmale ve şiddete düzenli şekilde maruz kalır. Çocuğun başına gelenleri anne ve babası Diana'nın "Sakar" olmasıyla açıklar. Diana okula başladıktan sonra öğretmenleri ve okul idarecileri durumu fark edip şüphelenirler ama Diana'nın anne ve babası o kadar profesyonel bir yalancı kişilikler ki işin içinden çıkamayacaklarını her anladıklarında okul veya ev değiştirirler ve bu yüzden girişimler hep sonuçsuz kalır. Kitabın geri kalan kısmını okumak isteyenler için pas geçeyim. Konusu oldukça ağır, okuyucuyu duygusal olarak etkiliyor, yazar başarılı bir şekilde okuyucuya vermek istediğini aktarmış ve diyaloglar şeklinde işlemiş anlatımı. Kitap oldukça ince ama etki olarak gerçekten sarsıcı.
Edebiyat
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
5/10
Bu yazardan neden vazgeçemiyorum gerçekten bilmiyorum Sevdiğim iki kitabı var diye gidip yazdığı bütün vasat kitapları da okuyorum resmen. O ilk kitaplarda aldığıım hissin peşinden sürükleniyorum galiba. Bir de şu kadar Instagram takipçisi olmasına hâlâ şaşırıyorum çünkü bana göre o kadar da iyi yazmıyor… Neyse. Serinin üçüncü kitabını aslında pas geçmeyi düşünüyordum ama yine dayanamadım okudum. Zaten bu serideki kız karakterlerin hiçbirini sevemedim. Erkek karakterler bir tık daha iyiydi sadece. Bu kitapta da bol bol sinir vardı: Dominik ve Alessandra. Alessandra için yazacak tek bir yorumum bile yok çünkü karakteri ne sevebildim ne anlayabildim. O kadar kopuktum kendisinden. Dominik ise… bebeğim sen daha iyilerine layıktın gerçekten Adam milyarder, yakışıklı ama eski karısının peşinde “beni affet” diye dolaşıyor. Bu ne eziklik Dom? Bir noktadan sonra romantik değil, aciz durmaya başladı. Kitapta olaylar öyle dramatize edilmiş ki sanarsın adam kadını aldatmış. Tamam, fazla çalışmış, ihmal etmiş falan ama bu kadar düşmanlık, bu kadar ağır tepki bana hiç geçmedi. Heyecansızdı. Duygu olarak da beni içine çekemedi. Sürekli aynı kavga, aynı inatlaşma dönüp durdu.
Hırs KralıAna Huang · Martı Yayınları · 2025972 okunma
5/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 145. kitabı
İLK Herkese Merhabalar... Bugün sizlere kitaplığımda 3 belki de 4 yıldır bekleyen bir kitap ile geldim. Kitabın ismi ve kapağı dikkatimi çekmişti öyle almıştım. Bunca yıl da neden bekledi bilmiyorum. Bundan tam 10 yıl önce bayıla bayıla okuyacağım kitabı ki kitap 2016 da çıkmış. Ben yine bayıla bayıla okudum ama gözler şu şekilde Yani ben klişe severim hem de çok fazla severim ama eskiden de klişeler de başkaymış canım. Ama iyi yanından da baktım eskileri hatırlamış oldum. Zaman değişiyor, yıllar geçiyor kitaplar ve onlar da olan entrikalar da değişmesin mi ? Az ve öz karakterli, arkadan kuyu kazmasız, istenmeyen gelin modu olmayan kitap olmasın mi? Olsun tabi eskilerde vardı işte. Aaa bir de mafyavri onu pas geçmeyelim bu kitapta vardı. Yani okumasam da olur muymuş belki olurmuş ama ben eskiye özlem olarak baktım. Yine de o zamanları özlemişim. Kızımız Meyra 18 yaşını doldurmuş yetimhaneden ayrılma zamanı gelmiştir. Ona destek olan 'baba' dediği müdür de kıza bir kaç adres verip iş aramasında yardımcı olur. Eee adamın da ailesi var bir yere kadar destek olacak keşke olsam da der. Neyse kız ucuz bir yer olsun diye bir pansiyon gibi bir yer bulur. Ancak şu kadar öderim diyen o Felfecir gözlü adam da olur demesin mi? Eee kızı kestirdi gözüne 3 gün kalacak o üç gün sonunda kız gidecek bu kör olasıca odasına dalmasin mı? Kızın namusuna göz diker kız direnirken pat kapı açılır ve gözlerini alamayacağı o adam gelir ve adamı öldürür. Kız biraz korkmuş gibi olsa da tabi ki sonu adama aşık olması...
İlkZeynep Işıklar · Müptela Yayınları · 2016122 okunma
Toplumun Çizdiği Sınırlar İçinde Bedenimiz Ne Kadar Bizim?
Puan vermedi·80 syf.··
2026 333. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 23:46
Annie Ernaux okumak, bir yazarın anılarını dinlemek değil; bir kadının kendi geçmişini adli bir tıp uzmanı titizliğiyle, ne bir eksik ne bir fazla, tüm çıplaklığıyla masaya yatırışını izlemektir. Olay, sadece 1960'ların Fransa’sında yasa dışı bir kürtajın hikayesi değil; bedenin, yasaların, sınıf bilincinin ve her şeyden önemlisi "zamanın" insan ruhu üzerindeki o ağır, felsefi baskısının manifestosudur. Ernaux, edebiyatı bir arınma aracı olarak değil, gerçeğin hakkını teslim etme alanı olarak görüyor. Kitap boyunca hissettiğimiz o çiğ gerçeklik, Jean-Paul Sartre’ın "insan kendi seçimlerinden ibarettir" felsefesini akla getiriyor. Fakat yazar bize çok mühim bir şeyi hatırlatıyor: Toplum, bir kadının kendi bedeni üzerindeki seçim hakkını elinden aldığında, geriye kalan özgürlük ne kadar gerçektir? Sartre’cı bir varoluşçuluğun tam göbeğinde, Ernaux’nun yalnızlığı ve çaresizliği aslında toplumsal bir yabancılaşmanın en somut halidir. Beden, bir bireyin en mahrem, en kendine ait alanı olması gerekirken; hukukun, ahlakın ve eril düzenin bir mülkiyet operasyonuna dönüşüyor. Ernaux, sistemin onun üzerine dikmeye çalıştığı o "suçlu ve utanç dolu kadın" gömleğini giymeyi reddediyor. Hafızayı adeta felsefi bir direniş alanı olarak kullanıyor. "Başıma gelenleri yazmasaydım, bir şeylerin üstü örtülmüş olurdu" derken, aslında bireysel bir deneyimi kolektif bir hafızaya, evrensel bir hakikate dönüştürüyor. Kitabın edebi dehası ise duygu sömürüsüne hiç pas vermeyen o mesafeli, keskin ve duru üslubunda gizli. Ernaux acıyı kutsamıyor ya da okuyucudan gözyaşı talep etmiyor. Sadece gerçeği önümüze bırakıyor ve bizi şu felsefi soruyla baş başa bırakıyor: İnsanın kendi varoluşunu, kendi bedeni üzerinden inşa etme çabası neden her çağda egemen güçlerin en büyük korkusu olmuştur? Kitabın
OlayAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,099 okunma
Yarım Bıraktım
Puan vermedi·368 syf.··
2026 30. kitabı
Belki de yanlış zamanın kitabıydı bilmiyorum. Çok çok çok detay ve olaya bir türlü baslayamiyoruz. 100 sayfa evren okuduk kitap zaten 360 sayfa. Belki bir gün tekrar denerim konusu bana çok hitap ediyordu çünkü. Ama şimdilik pas.
Mezarlık ÇocuklarıAiden Thomas · Yabancı Yayınları · 202395 okunma