Anne babanın sözünün çocuk için bir hakikat statüsü vardır.“Onlar diyorsa doğrudur.” Daha ileride bu durum kadını narsistik sapkının baştan çıkarma girişimi sırasındaki yaltaklanmalarına inanmaya yöneltecektir. Ötekine bağımlılık bu inanç dolayısıyla gelişir. Bu, uyuşturucu gibi, gerçek bir bağımlılıktır.
Ötekinin koyduğu en ufak mesafede bu terk edilme yaşantısı, bu sökülüp alınma ve özellikle bu ıstırap hissedilir. Böylece ilişkinin odağında bağımlılık olacaktır: Hiçbir şey olmamasındansa ıstırap daha iyidir!
Ayrılık tehdidi ne kadar fazlaysa, sıkı sıkı yapışma da o denli yoğundur; ve bu ne kadar yoğunsa, eksiklik de o kadar telafi edilemezdir. Bu sürekli beklenti, bu ıstırap, duyumsal bir ilişki modeli yaratacaktır.Bu çocuklar yetişkin olduğunda, duyumsal ilişkilerde ben ile öteki arasındaki sınırlarda bir kırılganlıkla, hatta bir sınır yokluğuyla karşılaşırız.
Anne eğer ortada yoksa her şey eksik demektir ve bu, boşluktur. Bu erken ilişkide anne ile çocuk arasında sınır yoktur, çocuk annenin bedenini kendisininkinin bir uzantısı kabul eder (anne için de bu doğrudur, o da ilişkiyi kaynaşma şeklinde yaşar). Dolayısıyla eğer anne “mevcut"değilse, bu, çocuk için,kendisinin bir kısmı eksik kaldığından,bir organının kesilmesidir. Sonuç olarak, dalgın, depreşil bir anne (yokluğun bir biçimidir bu) ya da “başka yerde”çok meşgul olan, “daha önemli” başka şeyleri yapmak için çocuğunu terk eden anne, Anglosakson psikanalistlerin teorileştirdikleri bu “sökülüp alınma”yı ve karşılığında bir “sıkı sıkı yapışmayı” kışkırtma riski taşır.
Bir şeyle vedalaşabilmek için, diye düşündü tren hareket ederken, öyle bir karşı durmalıyız ki o şeye, içimizde bir mesafe oluşsun. Onu kuşatan dile getirilmemiş, müphem tabiiliği, bizim için ne anlama geldiğini gösterecek bir berraklığa çevirmeliyiz. Bunun da anlamı, o şeyin somutlaşıp açıkça görülebilir dış hatları olan bir şeye dönüşmesidir.
Alıntı
“İnsanın bütün umutsuzluğu tek bir şeyden kaynaklanır. Odasında sessizce kalmayı başaramamasından.” Blaıse Pascal
Sayfa 31 - Everest