İnme Riskini Katlıyor: Sigara içmenin inme riskini içmeyenlere oranla yüzde 92'ye kadar artırdığını belirten Özdemir, günde sadece 5 sigara içmenin dahi inme riskini yüzde 12 artırdığına dikkat çekmektedir. Pasif İçicilik Tehlikesi: Sigara yalnızca tüketenleri değil, pasif içicileri de etkilemektedir. Pasif içici olarak sigara dumanına maruz kalanlarda da inme riski artışı yüzde 45'e kadar varabilir. -Profesör Doktor Atilla özcan özdemir
Birincisi, “kayıtsızlık” çoğu zaman sandığımız kadar nötr bir durum olmayabilir. Bazı insanlarda bu, pasif bir donma tepkisi (freeze), bazılarında ise aktif geri çekilme (kaçınma, değersizleştirme, “zaten önemsiz” deme) şeklinde çalışır. Yani dışarıdan “umursamıyor” gibi görünen şey, içeride aslında yoğun bir duygunun düzenlenme biçimi olabilir. İkincisi, “değersizliklerle ilgili bilinçdışı tepkisellik” dediğin yer önemli. İnsan zihni bazen bir şeyi fazla acı verici bulduğunda onu doğrudan hissetmek yerine, onun etrafında davranış üretir: uzaklaşma, soğuma, ilgisizleşme gibi. Bu durumda kayıtsızlık, bir tür psikolojik manevra gibi işlev görebilir—duygudan kaçınarak benliği korumaya çalışmak. “Sanki kendimizden kaçtığımız noktalar kendi merkezimiz değil mi?” sorusu ise daha varoluşsal bir yere gidiyor. Burada bir paradoks var: Kaçtığımız şey aslında “merkezimizden uzaklaştığımız yer” değil, bazen tam tersine merkezdeki kırılgan noktaya çok yaklaştığımız için geri çekildiğimiz yer olabilir. Yani kaçış, merkezden uzaklaşmak değil; merkeze fazla yaklaşmanın yarattığı yoğunluğu düzenleme girişimi de olabilir. Özetle, bu tür kayıtsızlıklar çoğu zaman “hiçlik” değil; bastırılmış bir anlamın farklı bir biçimde ifade bulmasıdır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Anlaşılmak, sevilmekten çok daha anlamlıdır. Birisi sizi sevebilir ama yine de sizi tanımayabilir. Birisi sizi her gün seçebilir ama yine de sizin onlar için özenle inşa ettiğiniz bir versiyonunuzu seçiyor olabilir. Birisi adınızı sanki önemliymiş gibi söyleyebilir, gelebilir, kalabilir, söylediği her kelimeyi içtenlikle söyleyebilir ama yine de sizi resmeden gerçek kişiden ziyade bir portrenizi seviyor olabilir. Ve siz bu boşluğu hissedeceksiniz. Adını koyamasanız bile onu hissedeceksiniz. Sizi seven birinin karşısında oturacaksınız ve kelimelerle ifade edilemeyecek kadar özel bir yalnızlık hissedeceksiniz. Yalnız olmanın yalnızlığı değil. Bir topluluğun içinde görünmez olmanın yalnızlığı. Kucaklanırken bile, sanki her şeyi, düzenlenmemiş halinizi, gösteri nihayet sona erdiğinde saat 3'te var olan halinizi gösterseniz, karşınızdaki kişi ne yapacağını bilemeyecekmiş gibi hissetmek. Anlayışsız sevginin bize maliyeti işte budur. Ve biz bunun bedelini ödüyoruz. Yıllarca, bazılarımız. Sevildiğimiz ama tanınmadığımız ilişkilerde, arkadaşlıklarda ve aile dinamiklerinde kalıyoruz. Ve kendimize sevginin yeterli olduğunu söylüyoruz. Kendimize çok fazla şey istediğimizi söylüyoruz. Sevgiye minnettar olmayı ve altında yatan açlığı, önce kendimizi açıklamak zorunda kalmadan görülme açlığını, bilmeyi sergilemek zorunda kalmadan tanınma açlığını sessiz kalmayı öğreniyoruz. Birinin odasına girip kendimizden ne kadarını getirmenin güvenli olduğuna karar vermek zorunda kalmamayı öğreniyoruz. Anlayışın özelliği, pasif olmamasıdır. Aşkın bazen olduğu gibi, size kendiliğinden gelmez. Bu, birinin yaptığı bir seçimdir. Her seferinde, haklı olma, rahat olma, sizi olduğunuzdan daha basit gösterme ihtiyacını bir kenara bırakıp, aslında kim olduğunuzu, neden korktuğunuzu, bunun size neye mal
Substack
Dijital evren, modern insanın kıblesi haline gelmiş durumda. Bu akış, insanı kendi özünden ve fıtratından kopararak, sürekli dışarıdan beslenen, başkalarının ürettiği anlamların rengini alan pasif birer seyirciye dönüştürüyor.
1000Kitap
"Daima hareket halinde ve mutlu olmak ile içime dönerek pasif ve hüzünlü olmak arasında bir tercih yapabilirim. Ya da bu ikisi arasında sekerek aklımı yitirebilirim." - Sylvia Plath
1000Kitap
BİLGİYİ BİLDİRENİN ROLÜ...
(...) Kaba idealizm, şuur her şeyi kendi içinden kuruyor der; kaba sosyolojizm, şuur çevrenin ürünüdür der. İBDA ikisini de aşar: ruh, şuurun kaynağıdır; fakat şuur, âlemde, bedenle, zamanla, mekânla, toplumla ve tarihle münasebet içinde görünür. Bu yüzden şuur, hem verilmiş bir ruhî kaynak taşır, hem de oluş içinde kendini gerçekleştirir. Fert, bilgiyi kendi ruhî keyfiyetinde bulur; fakat bu buluş, çevresiz, dilsiz, tarihsiz olmaz. Toplum ve çevre bildirir; fert, bu bildirilen içinde kendini bulur. Fakat ruh, eşya ve hâdiseyi sadece aksettiren pasif bir ayna değildir. Dış dünyanın uyaranlarına karşı “ben” şuurunu gösterici tepki verir. Yâni fert çevreyle uyanır, fakat çevrenin ürünü olan pasif bir madde değildir. Buradaki “bildiren”, ilk bakışta çevredir; fakat İBDA bağlamında çevre yalnız sosyolojik ortam değildir.“ Bildiren”in tabakaları vardır: dil bildirir, tarih bildirir, toplum bildirir, örnek şahsiyet bildirir, peygamber bildirir. Bu hükmün en yüksek metafizik karşılığı “Hakikat-i Ferdiyye” bahsidir. Fert, kendi ferdî oluşunda insan keyfiyetinin temsilcisidir; fakat bütün fertlerin hakikati, “tek fertte tecelli eden hakikatin” kadrosu olarak Allah’ın Sevgilisi’ne bağlanır. Dolayısıyla fert, kendi hakikatini bilebilmek için ferdin hakikatine, yani Allah Resûlü’nde temsil edilen mutlak ölçüye nisbetlenmek zorundadır. Bu yüzden cümleyi şöyle açabiliriz: Fert, kendisine varlığı, dili, zamanı, ölçüyü, doğruyu ve gayeyi bildiren bir nisbet zemini olmadan ne kendini, ne çevresini, ne de hakikati yerli yerince bilebilir; ama bildirileni kendi ferdî oluşunda idrâk ve tatbik ettiği ölçüde de şahsiyet olur. __Bildirme; isim vermek, ölçü vermek, eşyayı tanıtmak, neyin doğru, neyin yanlış, neyin ihtiyaç, neyin vazife olduğunu göstermek demektir. İnsan,
Epistemoloji