"Hayatına bir hayal katmaya çalış; bütün bir insanlık binlerce yıllık gözlemden sonra tepemizdeki gökyüzüne bir yığın akılcı açıklama getirmiş. Bugüne kadar yıldızlar hakkında
öğrendiğin ne varsa unut, bırak yıldızlar yeniden meleklere ya da çocuklara ya da şu anda ne istiyorsan ona dönüşsünler. Korkma, kimse aptal demez sana, ne de olsa bir oyun bu, tam tersine hayatını zenginleştirir."
Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. Oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. Tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. Gerçek aşk, vecd ile ıstıraptan oluşur.
Ona, kendi kişiliği aracılığıyla bu dünya ve öbür dünyayla bağlantı kurmaya çalışan, ama sonunda hep kendi hayatını mahveden cadının, başkalarına hizmet eden, enerji saçan, fakat karşılığında hiçbir şey kazanmayan cadının klasik yolunu izlediğini söyleyebilirdim.
Bükreş'e vardığım gün, çevirmenimle birlikte kısa bir yürüyüşe çıkayım dedim. Sokaklarda tek gördüğüm, yoksulluk ve şaşkınlık oldu; sanki ne bir gelecek vardı, ne bir geçmiş, ne de bir şimdi. İnsanlar, ülkelerinde, hatta dünyada olup bitenlerden habersiz, bir ruhlar aleminde dolaşır gibiydiler. Oraya on yıl sonra yeniden gidip de tüm ülkenin küller arasından yeniden doğmakta olduğunu gördüğümde, insanların her türlü güçlüğü alt edebileceğini ve Rumen halkının bunu çok iyi kanıtladığını anlayacaktım.