Tuhaf, hüzünlü bir şekilde gülüyor sonra. Ne diyeceğimi bilmiyorum.
"Hiç de bir şey söylemek zorunda değilsin," diyor. "Yapmak zorunda olmadığın bir şey olarak hatırla bunu daima. Çoğu insan sırf bulunmaz bir hiçbir şey söylememe fırsatını kaçırdığı için çok şey kaybetmiştir."
Bu yeni yerde tanıdık bir tatla, sıcağı ve soğuğu aynı anda hissederek uyanıyorum. Bayan Kinsella günün bir vaktine, ta ki çarşafı değiştirene dek fark etmiyor.
''Yüce Tanrım," diyor kadın.
"N'oldu?" diyor adam.
"Bakar mısın?"
"Neye?"
O an söylemek, itiraf etmek istiyorum; eve gönderileyim ve bu iş burada son bulsun.
"Bu eski döşek," diyor, "ağlamış. Hep ağlarlar zaten. Seni buna yatırırken aklım neredeydi acaba?"
"Bu evde sır diye bir şey yoktur, anlıyor musun beni?"
Karşılık vermek istemiyorum ama bir yanıt beklediğini de biliyorum.
"Duydun mu beni?"
"He."
"He değil, evet. Neymiş?"
"Evet."
"Evet ne?"
"Evet, bu evde sır diye bir şey yoktur."
"Bir yerde sır varsa," diyor, "orada utanç vardır, utançsa ihtiyacımız olan bir şey değil."