Tanrı’nın hepimizin gönlüne eşit olarak koyduğu sevme gücü, onun gönlünde henüz uyandırılmadan kımıltısız yatıyordu. Daha sonraları uzun süre içinde bir şeylerin kıpırdandığını hüzünlü bir mutlulukla sezmiş ama gönül hazinesinin kapısını açıp içindekileri başkalarına akılsızca saçmaktan korktuğu için bu zenginliği kendi kendine seyretmek zevkiyle yaşamıştı. Acaba böylesi daha iyi, daha sürekli değil midir? Ve tek gerçek, olanaklı aşk bu değilse nedir?