Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim,benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına ben geçtim.
Onun sessiz sedasız yaşayışı, tahammül edişi, insanların zaaflarına merhametle ve edepsizliklerine eğlenerek bakışı kâfi bir irade değil miydi? Beraber yürüdüğümüz zamanlar yanımda gidenin bir insan olduğunu bütün kuvvetimle hissetmiyor muydum? Bu sıralarda, insanların birbirlerini aramaları, bulmaları ve içini seyretmeleri için konuşmanın neden muhakkak surette lazım olmadığını, neden bazı şairlerin boyuna, tabiatın güzelliği karşısında yanlarında konuşmadan gidecek birilerini aradıklarını anladım.
Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemeçinde ya da bir lokantanın kapısında doğar. Uyumsuzlukta da öyle. Özellikle uyumsuz dünyaya soyluluğunun bu zavallı doğuşundan alır. Kimi durumlarda neler düşündüğü konusunda bir soruya kişinin hiç yanıtını vermesi bir yapmacık olabilir. Sevilen yaratıklar bunu iyi bilirler. Ama bu yanıt içtense, boşluğun çok şeyler anlattığı, günlük devinimler zincirinin koptuğu, yüreğin kendisini yeniden düğümleyecek halkayı arayıp da bir türlü bulamadığı şu garip tinsal durumu belirtiyorsa, o zaman uyumsuzluğun ilk belirtisi gibidir.
Duygular için de böyle biraz. Kişinin gönlündeyken kavrayamayız bu duyguları. Ama yol açtıkları eylemler, gerektirdikleri düşünce tutumları bir ölçüde açığa vurur.