sanki bütün insanlık kocaman yapılara doluşmuş, katlar arasında ine çıka, odalar arasında gide gele uzun, süresiz bir can çekişmeyi andıran sıkıcı yaşamını sürdürüyor, yaşadığını sanıyor, ceset oluşuna aldırmıyordu.
görmeden dışarlara baktı. eski bir duyguyu, eskiden yaşanmış belki de küçük, önemsiz durumların yarattığı, böyle olmakla birlikte zor sahip olunan, hatta elde tutmak istenirken kayıp kaçıveren, o kadarcık bir dokunuşla bile uzun süre yüreğini sevinçle dolduran anları hatırlar gibi oldu.
hep yalnızdı. yalnızlığını duyuyordu. hayatın sınırsız sandığı vaatleri üzerine kurduğu düşleri yok olmuştu. “daha yirmi yaşıma bile gelmedim…” diye düşündü. “şimdiden bu kadar kırılgan olursam, sonu neye varır?”