Kelimeler ve gerçekler. Gerçekler ve cümleler. Ardı ardına sunulan hayaller, rüyalar, istekler, öfkeler. Hepsi bir arada bir süreç içinde etkileşim sağlar. Etkileştiğin ise bazen bir misafirdir. Bir şekilsiz varoluş aslında. Bu tanımın içine neler ve kimler sokmayız ki. Bir kedi, bir köpek, bir komşu, bir düşman, bir eşya, bir metafiziksel varlık. Çocukken kimsenin görmediği arkadaşlar yapardık kendimize. Misafir işte o’dur. Misafir hanemize gönlümüze konuk olandır. İşgal eden ve boşluk bırakan. Geldiği yerde boşluk bırakır bizi bırakınca boşluk kalır. Kapının önünde karşıladığımız gibi bir istasyonda bir tren garında da karşılarız misafiri. Kapınızda geldiği anda davetsiz olan misafir kapıdan içeri girince artık davetlidir. Hane artık yalnızlıktan kurtulduğu gibi özel alanın olmaktan çıkmıştır. Artık bir mahremiyet söz konusu değildir. Ve misafir kaldığı sürece mahremiyet tek size ait olmayacaktır. Artık misafirinizle birlikte bir varoluş içindesinizdir. Ve bu bir gerilim yaratır. Bu gerilim bir çok şeyi çağrıştırır insana. İş ilişkilerini, komşuluk hallerini, aile bağlarını. Misafir ile kurduğun bağın içinde bir sürü geçmiş bir sürü dogmanın izleri vardır. Belki de asıl soru bu ilişkiler ağında “ben” ve “misafir”in sınırıdır. Kim misafir kim ev sahibidir. Kim yolcu kim kalıcıdır. Kalan gerçekten burada mıdır? Kalınca bile misafir olmak mümkün müdür? Yoksa hareket misafirlik için tek gerek şart mıdır? Misafir olanı kovabilir miyiz “ben”in içinden yoksa her daim içimizde midir misafir? Bizim misafirliğimiz nerede başlar nerede biter? Misafir olan kendimiz olabilir miyiz kendimize.
Kitap bir misafirlik üzerine olsa da bu tam bir tanım içinde değildir. Bir bulut içinde tüm sınırları sorgular. Aile ilişkilerini, iş ilişkilerini, toplumla olan bağı, kendine konuk olan