Alice Miller (1923–2010) psikolog, psikanaliz, felsefe alanlarında çalışmalar yapmış, deneyimlerinden ve gözlemlerinden yola çıkarak psikanalitik görüşün ve genel olarak da geleneksel psikolojinin insanın -özellikle çocuğun-duygu dünyasını ihmal ettiğini savunmakta, bunun önemini vurgulamaktaydı.
Kitap, yüz elli sayfalık, küçük denecek bir hacimde olmasına rağmen, yoğun bilgi içeren, onca deneyimin sayfalara yanmasının ürünüdür. Miller, kitabında insanın çocukluk döneminde yaşadıklarının, yetişkinlik döneminde nasıl biri olacağıyla doğrudan ilgili olduğunu söylüyor.
Alice Miller ilk çocukluk zamanında yaşanılanlar konusunda, çocuğun kendisinin dahi yapılan yanlışların farkında olamayacağını, bunun yansımasının iler ki yıllarda görüleceğini söylüyor.
Çocuğa kayıtsız şartsız sevgi göstermesi gereken annenin/babanın kendi yaşadıklarını çocuğun üzerinden tekrar etmesi gibi yanlışlar yapıldığını belirtiyor. Eğer anne/baba güvensiz, korktuğu bir hayat içinde olduğunda çocuğuna bunu hissettirerek, kendi çocukluğundaki boşluğu bu şekilde doldurmaya çalışır. Eğer çocuk kendi korkularını, heyecanlarını, üzüntülerini ifade etmezse bunu ilerde kendi çocuklarına yansıtacaktır. Başka türlü kendini bakanların üzüntülerinin, korkularının nesnesi olur.
lice Miller hem bedensel arzular, hem ruhsal olarak çocuğun kendini rahatça ifade edebilmesinin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Çocuğun bunu yapabilmesi önünde hiçbir engel olmaması, çocuğun her ne yaparsa yapsın ailesi tarafından sevileceği, korunacağı mesajının verilmesinin çok ama çok önemli olduğunu söylüyor. Aksi halde çocuk hem bedensel hem zihinsel olarak sınırlarının farkına varamaz, kendisini gözetleyen, ona şunu yap bunu yapma diyen birilerine ihtiyaç duyar. Kendi kişiliği gelişmeyen bir çocuk kanatları alınmış bir kuş