Yavaş yavaş ölüyorlardı; çok açıktı. Düşman değillerdi; suçlu değillerdi; onlar, artık bu dünyaya ait olmaktan uzak, yeşilimsi bir loşluk içinde allak bullak olmuş halde yatan, hastalıklı kara gölgelerden başka bir şey değillerdi.
"Akıl ermez, iğrenç bir ortamın içinde yaşamak zorundadır. Bir de onu tesiri altına almaya başlayan bir büyüsü vardır bu ortamın. Tiksinti veren şeylerin büyüsü, bilirsiniz. Giderek artan pişmanlıkları, kaçmaya can atmayı, çaresiz tiksintiyi, teslimi, nefreti bir düşünün."