Açıkçası kitabın özetinde sömürgecilik sisteminin eleştirisi anlatılıyor diye okumuştum ve beklentim bu yöndeydi fakat bence tam tersi Batı’nın sömürgeciliği pembe bir dille anlatılmış. Hatta nerdeyse beyaz insanı haklı siyah insanı haksız çıkarmış. Üstelik dili anlaşılmaz, cümleler çok kopuk geldi. Beğendiğimi söyleyemeyeceğim
Modern edebiyatın kurucularından sayılan Conrad’ın, dilin rüzgârına tutunup denizin özgürlüğünde, anlatma işini iki anlatıcıyla sürdürdüğü yapısı ve sömürgeciliği ele alan konusuyla iki boyuttan oluşan kitabını OKUDUM. “Okudum” bana hep ikircik bir kelime gibi gelmiştir. Bir kitabı okumuş olmakla, bir kitabı yaşamak arasındaki belli belirsiz ayrımın arasında gidip gelen yarı yarıya ortak bir bağ olduğunu varsayarsak ve yine bir kitabı okumuş olmakla, bir kitabı yaşamanın meydana getirdiği düşsel yaratım farklarını düşünürsek bu ikirciklik daha da belirginleşiyor.
Medeniyeti götüreceğini iddia eden Avrupa'nın emperyal devletlerinin, ipten kazıktan kurtulmuş servet avcılarının yağması altında sömürülen ilkel kavimlerinin halini anlatan farklı ve sürükleyici bir kitaptı.
Betimlemeler, anlatım o kadar başarılıydı ki okurken yapış yapış karanlık nemli ormanda ben ilerliyormuşum hissine kapıldım. Nefessiz kaldım. Boğuldum. Ormanın karanlığı aslında insanın ruhunun içindeki derin karanlıktır. Ormanda derinlere inildikçe insan ruhu da giderek vahşileşir. Sömürgecilik anlayışının yaşattığı vahşet tarif edilemez, ve bunları gerçekçi bir anlatımla okumak. Fazlasıyla kasvetli.
Hakkında yüzlerce makale ve tez yazılmış, eleştirel tartışmalara konu olmuş ve birçok filme ilham vermiş bir eser. Kıyamet (Apocalypse Now) filmi, bu eserden esinlenen yapımlar arasında bana göre en
Modern romanın kilit taşlarından biri olarak kabul edilen Karanlığın Yüreği, yazarın da tahminlerinin ötesinde bir başarı kazandı. Modern(!), medeni(!) insanın Afrika’da, Kongo’daki sömürge topraklarında geçirdiği psikolojik dönüşümün, tamamen değişen ruh halinin ve hastalıklarla boğuşma durumunu anlatıyor Conrad. Derinlikli bir üslupla isim vermeden Avrupalı sömürgeci devletleri ve korkunç uygulamalarını eleştiren yazar, beyaz adamın kendisini siyahlara tanrı gibi ölümsüz ve kudretli gösterme çabasına da değiniyor. Okuduğum metnin psikolojik derinliğine yeteri kadar inemediğimi düşünsem de bu romanı oldukça önemsiyorum. Okurken üsluba alışmak kolay olmasa da sürekli düşündürmeyi başarıyor Conrad. Kitabın bende bıraktığı etkinin konu ettiği “dehşet” kadar sarsıcı olmadığını da belirtmeliyim.
Karanlik ruhlarin insani,dunyayi somurme hikayesi...
Avrupanin bugun bile devam eden somurgecilikteki karanlik gecmisi. Kongoda insan elinin degmedigi yerde,insan elinin degdigi yerde ve insanin icindeki karanliga deginiyor yazar. Ve o karanliga teslim olanlarin yureginin son atiminda dehset bir sesin cikmasinin kacinilmaz sonu.
Marlow,karanligin burundugu formlarla karsilasmasini anlatir arkadaslarina. Akil almaz seylerle karsilasirken calistigi sirketin ticaret adi altinda yaptigi somurgenin insani getirdigi durumla yuzlesir. Erkegin,iscinin,kadinin,isverenin karanlik dunyasinda gezdirir okuyucuyu.
Cok karsima cikan ve en sonunda okumaktan mutluluk duydugum guzel bir kitap. Herkese iyi okumalar.
Batının Afrika’ya yaptığı sömürge sistemi veya yaptığı tahribatları kültürel sıkıntıları soygunları öğrenmek istiyorsanız joseph Conrad’ı
okumanızı tavsiye ederim.
Çünkü kendisinde şahit olduğu sömürgeyi Avrupa halklarına ya da dünya halkına bir klasik şekilde kabullendirme edebiyatı yapmış mutlaka okumanız tavsiye ederim .
okurken sizi denizcilikle ilgili detaylara boğmuyor. Daha çok duygulara, kişi psikolojisine ve beyaz insan- siyah insan, yerli halk arasında ki hiyerarşiden bahsediyor.....
1857'de Polonyalı bir anne-babadan Ukrayna'da doğdu. Asıl adı Josef Korzeniowski'ydi. Sürgün edilen anne ve babasıyla birlikte Rusya'ya gitti. 1874 yılında bir Fransız gemisinde denizcilik hayatına başladıktan sonra 1884'de bir İngiliz denizcilik şirketine geçti ve İngiliz vatandaşı oldu.
Denizcilik hayatı 1894'e kadar sürdü. Bundan sonra kendini yazmaya verdi. Ancak bu yıllar arasında, hikaye ve romanlarının pek çoğuna konu ve tema sağlayan denizcilik hayatından alacağını almıştı.
1924 yılında ölen Conrad, anadili olmamakla birlikte İngiliz dilinin en önemli yazarları arasında yeralmayı başardı. Dilindeki belli belirsiz yabancılığı, anlatmayı sevdiği iç dünyaları, çeşitli yorumlara açık çetrefil kişilikleri anlatmakta başarıyla kullandı.
Nostromo (Çeviren: Mehmet H. Doğan, Adam Yayınları), Nigger of Narcissus, Lord Jim, Victory (Zafer, Çeviren: Armağan İlkin, Adam Yayınları), Secret Agent, Under Western Eyes (Razumov'un Öyküsü, Çeviren: Ayşe Yunus-Zafer Bakırcı, Alan Yayıncılık) ve The Heart of Darkness en önemli eserleri arasındadır.