Conrad'ın diğer öykülerinde vazgeçmediği edebi izlenimciliğin bu romanda da fazlasıyla yer bulduğu görülüyor. Dış dünyadaki varlığın bir önemi ve gerçekliği yoktur bu anlatılarda. Kişide bıraktığı izlenim ve çağrışımları öne çıkararak, dış dünyadaki bütün nesneleri anlatının ‘hayal izlenimi’ olarak karşımıza çıkarır. Anlamın soyutluğu bu sebeple metin dışı edilir çünkü bir anlatıda kapalılığın tercih edilmesi daha farklı düşünceleri kendisine çekmesiyle açıklanabilir. Empresyonizmin önemli temsilcilerinden Rilke, Joyce, Rimbaud, Proust gibi yazarlar, sanatın hayalden tabloya, tablodan yazıya olan eğiliminin en iyi örnekleri olduğunu biliriz. Direksiyonun sadece yazarın zihin dünyasına ait olduğunu gözlemlemek hoş bir şey... Okuyucunun zevkini yansıtan New York Times Bestseller modelini dışarı atarak tamamen öznel bir metin oluşturulması, beğenilmeyen eser olsa bile muhakkak takdir edilmeyi hak eder. Bugün, Dan Brown, Grange, Palahniuk gibi yazarları beğenmemek mümkün değil... Çünkü okuyucunun istek ve beklentileri formüle edilmiş, ezberlenmiş, psikolojik boyutu çok iyi hesaplanmıştır. Yazarın kendi öznel dünyasından çıkmak zorunda kaldığı durumlardır bunlar. Mükemmeldir, bir çırpıda okunabilir. Büyük bir kitle tarafından zevkle okunur. Ve sonunda tüm popülist muhibbanı gibi tarihe karışarak unutulmaya yüz tutarlar. Bu noktanın ayırdına daha güçlü varabilmek için Ruskin okumalarının önemli olduğunu düşünüyorum...
Lord Jim... Her çocuğun düşlerini süsleyen kahramanlık öyküleri onu denizlere çağırarak büyük ve çileli bir yolculuğun zeminini hazırlar. Eğitimle başlayan macera tutkusu, kahramanlık hevesini doyuracak fırsatlarla karşılaştırmaz onu. Maceraya yelken açan Lord, kâh Patna Gemisinde, kâh ilkel yerlilerin arasında, kâh Müslümanları Hac yolculuğunda taşıyan bir