Pelin Varol

Pelin Varol
@pelinpsv
Puan vermedi·208 syf.··
2020 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2020 17:06
İklimler'de birinci bölümde Philippe karakterinin Odile ile yaptığı ilk evliliğini kendi bakış açısından, ikinci kısımda ise diğer evliliğini ikinci eşi Isabelle'in ağzından okuyoruz. İklimler, bana göre güzel bir aşk kitabıydı. Yalnız bu kitapta iki tarafın da birbirine sonsuz, bitmek tükenmek bilmez bir aşkla ve bağlılıkla tutkun olduğunu okumuyoruz. Ayrıca aralarında kuşkuya yer bırakmayacak bir sadakat bulunduğunu da söyleyemeyiz. İsmine yakışır şekilde bir ilişkinin farklı kişiler açısından farklı iklimlerini, mutluluklarını, zıtlıklarını, bir tarafın uyum sağlamak için kendinden taviz vermesini ve hatta yeri geldiğinde kendini daha küçük görüp aşık olduğu insanı yüceltmesini anlatmış yazar. İki hikayede de bir taraf hep saplantılı aşık konumunda. Philippe kendi düştüğü konuma, kendisine delicesine bir aşkla bağlı olan Isabelle'i de düşürüyor. İki insanın gerçekten bir ömür boyu aynı seviyede kalacak bir aşkla birbirine bağlanması mümkün mü ya da gerçekten şu hep büyütülen "doğru insan" kavramı var mı? Varsa da illaki bu kavram yalnızca bir kişi üzerinde toplanmış olmak zorunda mı? Birçok şey üzerine düşündürebilecek, satırların altını bolca çizme isteği uyandıran bir kitaptı İklimler. Bir de söylemeden edemeyeceğim; kitabın kapağı, sadeliği, renk seçimleri ve basımı çok güzel. *SPOILER İÇEREN NOT* Kitabın bitişinde gözlerim doldu, tabii bu yalnızca benim sulu gözlülüğümden kaynaklanmış da olabilir. Isabelle'in yaşadığı mutluluğu birazcık daha sürdürmesini çok isterdim. Gerçek sevinç ve huzuru çok kısa bir süreliğine tattı. İnsanın ömrünün en güzel senelerini yalnızca başkasından gelecek birazcık mutluluk için harcayabiliyor olması bana hep çok garip ve acı geliyor.
Edebiyat
İklimlerAndre Maurois · Helikopter Yayınları · 20083,464 okunma
Reklam
Okumak için çok geç kalmışım!
10/10
·256 syf.··
2020 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2020 17:27
20. yüzyılın sonlarında ABD ve Sovyet Rusya arasında uzaya giden ilk devlet olma yarışı kıyasıya bir rekabete dönüşmüşken hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey olur: Devasa uzay gemileriyle ‘uzaylılar’ dünyanın en büyük şehirlerinin tepesinde görünürler. İnsanlar nasıl gözüktüklerini veya hangi formda olduklarını dahi bilmedikleri bu yaratıklardan “Hükümdarlar” diye bahsederler. Hükümdarlar geldikleri anda en başta korkuya neden olsalar da kısa zamanda mutlak bir hakimiyet kurarlar. İnsanlık artık Hükümdarlar’ın emirleri altındadır. Buna karşı çıkan ve Hükümdarlar’ın ne amaçla dünyaya geldiklerini, neye benzediklerini öğrenmeye çalışan bir grup insan “Özgürlük Birliği” adını verdikleri bir oluşumda toplanırlar. Ancak bütün çabalar yetersiz kalır. İnsanlık hiç olmadığı kadar mutlu ve huzurludur. Hükümdarlar’ın dünyaya gelişiyle toplumun refah seviyesi artmış, çalışma saatleri azalmış, işlenen suç ve cinayetlerde çok ciddi azalmalar görülmüş ve insanlar ulaşım ya da maddiyat sıkıntısı olmadan istedikleri anda dünyadaki istedikleri bir noktaya kolayca gidebilir hale gelmişlerdir. Adeta insanlara bahşedilmiş bir ütopya! Kitabın içeriğinden kopya vermek istemediğim için devamından bahsetmeyeceğim. Eğer şu ana kadar siz de bu hikayenin nereye gideceğini, Hükümdarlar’ın asıl amacının ne olduğunu ve insanlığın bu duruma ne tepki vereceğini merak ettiyseniz kitabı mutlaka okumanızı öneririm. Arthur C. Clarke bu kitabı 1950’de kaleme almaya başlamış ve kitap 1953 yılında yayımlanmış. Yazarın hayal gücüne ve edebiyatı; bilim, din ve felsefeyle bu kadar güzel şekilde harmanlamasına hayran kaldım. Zamanının ötesini görmüş bir yazar gerçekten. Kitabın dili çok yalın, okuması da çok kolay ve akıcı. Buna rağmen aslında her cümlenin üzerine ne kadar düşünülmüş ve uğraşılmış olduğunu
Edebiyat
Çocukluğun SonuArthur C. Clarke · İthaki Yayınları · 20214,364 okunma
Son kısımlara doğru *SPOILER* içerebilir. Aman dikkat edelim!
Puan vermedi·408 syf.··
2020 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2020 01:12
Uğultulu Tepeler ve Thrusscross Çiftliğine’ne doğru geçmişe uzanan derin bir yolculuk. Emily Brontë’nin tek ve ölümsüz eseri diyebiliriz sanırım. Klasikler arasında olmasına rağmen, ki ben çok da iyi ve istikrarlı bir klasik okuyucusu olamadım hiçbir zaman, oldukça akıcıydı ve benim açımdan hikayenin içine çekilmek hiç de zor olmadı. Uğultulu Tepeler’i kesinlikle bir aşk romanı olarak nitelendiremeyiz. İçinde aşk, intikam, nefret, aşağılama, kibir ve baskılanmanın bolca yer aldığı bir romandı. Kitapta öyle karakterler var ki hem hak verip hem de nefret edebiliyorsunuz. Joseph hariç, Joseph sen kesinlikle Uğultulu Tepeler’in en acıma duygusu hak etmeyen ve nefret edilesi insanısın! Uzun soluklu hikaye Mr. Earnshaw’un bir seyahat dönüşünde, Liverpool sokaklarında neredeyse açlıktan ölmek üzereyken bulduğu küçük yaşlardaki bir çocukla birlikte eve dönmesiyle başlıyor. Bu kişi de tabii ki ana karakterimiz Heathcliff’ten başkası değil. Thrusscross Çiftliği'nin yeni sahibi olan ve tüm bu hikayeyi evin çalışanı ve aynı zamanda tüm olayların birebir gözlemcisi olan Mrs. Dean’den dinleyen Mr. Lockwood, bir seferinde Heathcliff için şunları söylüyor: “Böylesine hırçın olması için yaşamın türlü iniş çıkışını görmüş olmalı.” Bu söz Heathcliff’i özetliyor bence, eve geldiği ilk andan itibaren istenmemiş, fazlalık görülmüş, evin büyük oğlu Hindley Earnshaw tarafından dışlanmış ama tüm bu kötülüklere rağmen onun yaşlarına daha yakın olan Catherine Earnshaw’la aşka doğru yol olan güzel bir arkadaşlık kurmuş. Peki insan sırf kötülük gördü diye kötü olmak zorunda mıdır? Bu tartışmaya çok müsait ve çok boyutlu bir konu. En azından bizim hikayemizde küçüklükten gelen bu nefret, kin ve Catherine Earnshaw’dan ayrılmasıyla başlayan çıkmaz Mr. Heathcliff’i seneler süren uzun bir intikam
Edebiyat
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202557,8bin okunma
Yine güzel!
Puan vermedi·136 syf.··
2019 17. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2019 21:58
Son kitap da çerez gibi bir anda bitince bu seriye yeniden ara vermek durumunda kalıyorum diye üzüldüm açıkçası. Serinin üçüncü kitabında Stephen'ın halihazırda var olan birkaç sorunu, suretlerinden Armando'nun kaybolması ve seneler önce Stephen'a büyük yardımlarda bulunup sonra ortadan kaybolan Sandra'dan gelen yeni bir mesajla daha ciddi bir hal kazanıyor. Okuması o kadar keyifli ki. Özellikle kemik kadro Ivy, Tobias ve J.C.'nin birbirleriyle ve Stephen'la olan iletişimi her daim tebessüm ettirecek cinsten. Tabii bu sefer kitapta aynı zamanda hüzünlendirecek birçok şey de var. Kitapla ilgili ipucu vermek istemiyorum ama şunu söyleyebilirim ki kesinlikle okurken insana zevk veren güzel bir macera Lejyon'unki. Olur da bir gün diziye uyarlanırsa-ki bunu çok isterim- eminim birçok insan seve seve izler. *Kitapla ilgili tek sorun ilk iki kitaptan daha küçük bir boyutta basılmış olması. Akılçelen Kitaplar neden mis gibi giderken böyle bir değişiklik yaptı bilemiyorum ama keşke yapmasalarmış. Kitaplıkta son kitap diğerlerinin yavrusu gibi kaldı :(
Edebiyat
Lejyon: Yitik SuretlerBrandon Sanderson · Akılçelen Kitaplar · 2019426 okunma
Harika bir kitap! (İnceleme spoiler içerebilir.)
Puan vermedi·136 syf.··
2019 12. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2019 01:18
Kitabın son sayfasını da okuyup kapağını kapattıktan sonra öyle bir yumru oturdu ki boğazıma... Kitabı aslında bayramda okumaya başlamıştım fakat o zamanki yoğunluktan dolayı çok fazla elime alamamıştım. Fırsat bulup yeniden başladığım anda da tam tersi şekilde elimden bir an olsun bırakamadım. Acıların biri bittikçe diğeri başladı. Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim, birçok kişi bu konuda inceleme yazmış zaten. Kitap sizi bir anda hikayenin içine çekiyor ve her şey öyle hızlı gelişiyor ki daha fazlası olmasın lütfen diye içinizden geçiriyorsunuz. Ama maalesef acıların, gözyaşlarının, dertlerin ardı arkası kesilmiyor. Kitabın sonunda Tolgonay tüm o acı dolu yılların sonunda, bunca sene güçlü kalmak için dayanmış olmanın yorgunluğuyla sessizce ayrılıyor tarladan şafak vaktinde. Savaş bitmiş, her şey eski haline dönmekte ama aynı zamanda her şey o kadar eksik ki... Gökyüzü aynı gökyüzü, geriye kalan insanlar aynı insanlar ama hiçbiri artık aynı kişi değil. Her birinin yitirdikleri kendi canlarından da koparmış bir parça. Dedikleri gibi ölenle ölünmüyor tabii ama, yaşanmıyor da. Şahsen ben okurken gözyaşlarımı tutamadım. Tolgonay'ın kendini raylara atışında, ölüm haberleri teker teker ulaştığında, Aliman henüz dünyaya yeni bir can getirmişken can verdiğinde... Yazarın üç kitabını birden almıştım ve ilk olarak Toprak Ana'yı okudum. Sanırım en can alıcısını seçmişim, çok beğendim. En yakında zamanda Beyaz Gemi ve Gün Olur Asra Bedel'i de okumak dileğiyle. Yorumumu da bir alıntıyla bitireyim: "Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama, insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi."
Edebiyat
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
Reklam