Tinùviel

Tinùviel
@pelsdiary
Varolmanın dayanılmaz ağırlığı.
7/10
·208 syf.··
2021 30. kitabı
Hepimiz geçmişte yaptığımız ya da söylediğimiz bir şeyler aklımıza geldiğinde “Keşke böyle yapsaydım.” “Bunu nasıl söylemiş olabilirim ben?” diyerek kendimize kızdığımız zamanlar yaşarız. Hatta bazen olay esnasında aklımıza gelmeyen şeyler olay bittikten sonra gelir ve bunu nasıl söyledim diye yaftalanırız. Tam olarak kitabımız bunun üzerine kurulu diyebilirim. Singer, 30-50 yaş arası yaşamının varoluşunu sorgulamaya başlayan ve geçmişte yaptığı iki hatayı hatırlayan bir kütüphaneci. Oldukça içine kapalı, pasif bir karaktere sahip. Biraz fazlasıyla ruhsuz, okurken sıkılmanız mümkün ama karakter yüzünden. Aslında bu kişilikteki bireyler toplumda içimizde çok fazla var biz farkında değiliz. Hepimizin içinde bir Oblomov olduğu gibi, hepimizin içinde yatan bir Singer var. Yazar biraz da onların sesi olmuş bu kitapla. Kendisi görünmez olmaya, tutumlu olmaya, sosyalleşmemeye kendisini tamamen kapatmış. Aslında yaşamamaya yemin etmiş gibi. Bana biraz ilginç geldi eser, kapağına vurulduğum için temin etmiştim ama yine de sevdim. Bir Oblomov kadar olmasa da Singer’de benim unutamayacağım karakterler arasında.
1000Kitap
T. SingerDag Solstad · Jaguar Kitap · 2021397 okunma
Reklam
10/10
·124 syf.··
2021 28. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2021 08:03
“Beklemek cehennem gibidir ama yine de beklerim seni.” William Shakespeare - Soneler / 58. Sone Kitabı okurken aklımın bir köşesinde içimde defalarca tekrarladığım bir soneydi bu. Okuduğum ilk Absürd Tiyatro örneği Beckett’ten. Okuyan herkesin kendisinden bir anlam katacağı bir eser bence bu. Godot kim? Neden onu bekliyoruz? Bu soruları sormadan okumanız gereken bir eser öncelikle. Benim şahsen kitabın ismiyle düşüncelerim o kadar ters çıktı ki daha önce böyle şaşkına çeviren bir eser okumamıştım. İki karakter, Estragon ve Vladimir. Onların birbirini başa saran günleri ve geceleri. Zaman kavramı yok. Gün aydın, gece karanlık tek bilinen bu. Dün bugün müydü, bugün bugün müydü? Ya da dün yarın mıydı? Körler bilemez! Biri her şeyi unutan, taktığı tek şey ayağı olan Gogo, biri düşünceleriyle boğuşan Didi. Birlikteler, hep. Ayrılmak istiyorlar, ama gitmiyorlar. Yine aynı yerde, her zaman. Varoluş sancıları üzerine o kadar güzel değinmiş ki Didi, asmak istese de kendilerini yine de yapamıyorlar. Gitmek istiyorlar ama gidemezler, Godot gelecek. Peki ya Godot kim? Her okur kendisine bunu sormalı aslında. Çünkü herkesin kendisine göre bir Godot’u var. Ona umut veren, asla bilmediği ve uzun zamandır beklediği. Bekliyorsun ama neyi beklediğini bilmeden. Belki bir dilek, belki bir insan, belki bir nesne, bir hayal, zaman. Godot beklemek miydi peki? Kitap bunu mı imâ etti? Peki ya onların benlikleri? Yaşama tutunmaları için eksik olan yönleri? Yaşamlarını ağaca asmak yerine devam ettirmeliler iyi ama Godot gelmiyor bir türlü. Bulmalılar. Zamanı yitirmeden, başa sarsa dahi hep en başa dönse bile. Müthiş bir eserdi. Kafamdaki düşünceleri toparlayıp bir paragrafa dökmek yerine dağınık bıraktım. Godot kimdi? Neden onu bekliyoruz? Bu sorular bizim varolma nedenimizi sorgularken
1000Kitap
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2021 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2021 02:16
Sene 1980. Başkanın suikaste uğraması sonucu ordu yönetime el koyuyor. Kore halkı demokrasi uğruna protestolara başlasa da sonu maalesef kanla bitiyor. Amaç güya protestoları bastırmak! Bir sürü insan kurşuna acımasızca diziliyor, tam bir vahşet ve cinayet! Ama asla ölen arkadaşlarını yalnız bırakmıyorlar. Öleceklerini bile bile silahlanıp direnmeye devam ediyorlar. Etrafta dinmek bilmeyen bir kan kokusu. Kitapta geçen bir cümle varki beni en çok etkileyenlerden okurken; “Sana cenaze töreni yapamam, benim hayatım cenaze töreni oldu.” Tam olarak Kore aslında bir cenaze evi. 168 sayfalık bir kitabı ne kadar uzun okuyabilirsem öyle okudum. Primo Levi’nin Bunlarda mı insan? kitabını okurkende böyle hissetmiştim. Bazen üçüncü bir gözle anlatmış, bazen iç sesiyle yazar kitabı. Her türlüsü de güçtü benim için. Öyle ki bir ortaokul öğrencisinin cesetlerle dolu olduğu odada gönüllü çalıştığını, ailelerinin bulabilmesi için isim etiketi hazırladığı bir sahne karşılıyor sizi, psikolojisini derinden hissedersiniz. Yazar o günleri adeta okurlarına yaşatmış. Mutlaka okuyun.
1000Kitap
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,122 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2020 263. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2020 02:28
·
Kitaptan ziyade yazarın hayatı benim en çok ilgimi çeken kısmı oldu. Anthony Burgess İngiliz doktorların sadece bir yıl ömrü kaldığını ve tümör olduğunu söylemişler. Karısının geçimini sağlayıp rahat edebilmek için bir yıl içinde tam 6 kitap yazmış. Ayrıca birçok müzik eseri bestelemiş. Durumun yanlış olduğu, tümörün olmadığı anlaşılınca da yazmaya devam etmiş. Otomatik Portakal eserine gelince; günümüzün toplumunu, şiddet yanlı Alex ile göstermeye çalışmış. Kitapta fazlasıyla argo bulmak pek mümkün. Tamamen sokak jargonuna uygun, ismi de bence. En iyi distopya eserlerinden biri sayılan Otomatik Portakal, totaliter rejimin birey ve toplumun tek bir kalıp haline getirilmesini okuyoruz. Alex’i o serseri haliyle bile çok seveceksiniz.
1000Kitap
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma
Puan vermedi·114 syf.··
2021 26. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2021 04:58
Okurken pek çok kişinin kayıtsız kalacağı bir hikaye Felaketzedeler Evi. Çaresiz, terk edilmiş, yalnız, bir başına, ailesinin ve zihninin örselemiş olduğu bir yığın insanın dehşete düşüren hayatları ve kaldıkları bakım evi. Hiçbir umut yok, hiçbir merhamet yok. Aşağılanmalar, hırsızlıklar, pislikler, idrar kokuları ve tacizlerin dolu olduğu bir kitap bu. Bu dünyanın Cehennemidir bir nevi. Nihilizmin doruklarında, hem kapitalizm hem komünizm kucaklıyor bizi. Dönemin Kübası, biraz nostaljik. Burjuvazinin ezmekten geçtiğine değiniyor. Birazda kendinden katmış sanki yazar, içselleştirmiş öteki benliği gibi. Şiddete meyilli bizim William, karakterimiz. Öyle ki severken bile boğuyor. Merhametsizce ortalıkta gezer, gözlemler yalnızca. Okurken irkildim. Tiksindim. Yadırgadım. Kızdım. İnsan insana bunu yapar mı dedim. Bakım evinin, yardıma muhtaç kişilerin yaşadığı - ki maalesef gerçeklik payı olan - insanı kahreden boyutunu gösteriyor.
1000Kitap
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,407 okunma
Reklam