Yeraltı edebiyatının Türkiye’deki bir temsilcisi Günday. Ayrıca yeraltı edebiyatını öyle herkes sevmez, size duymak istediklerinizden çok pisliği tüm detaylarıyla su üstüne çıkartır. Şu an bunu okuduğunuz esnada var olan tüm kötü şeyleri ele alır. Toplum içerisinde adabı muaşeretin olmadığı anları yüzünüze çarpar, aslında yürürken bir çoğunuzun düşünsel olarak yaptığı gibi.
Kitaba gelecek olursak eğer yorumda bulunabileceğim bir eser değil. Çünkü kitabın içerisinden çıkamadım. Altını çizdiğim birçok alıntının içerisinde saatlerce kaybolduğum noktalar oldu. Bu yüzdendir ki kitabı okumam uzun zamanımı aldı.
Birbirine iki zıt karakterin yaşama amacını bulmak veya ölmek için verdikleri savaş diyebilir miyiz? Belki. Realizm ve sürrealizm akımlarının birbirine karıştığı bir romandan bahsediyoruz. Bu kitabı yorumlamak bana düşmez tabii ki. Ancak kitabı okurken zorlanarak yarıda bırakanlar için söylemek istediğim şu ki bilmediğiniz birçok gerçeğin kaleme alınmış hali. Bu insanlar veya bu olaylar şu an metroda yanınızda oturan insanlar, bu şiddet yanlısı psikopat kişilikler sizinle aynı kaldırımı paylaşıyor. Bunu belirtmemin sebebi kitap içerisinde geçen şiddet, seks ve alkol olaylarının çokluğundan kaynaklı kitaba yapılan olumsuz yorumlar. Açıkçası kitabı okumak bu tür kişilere göre değil o yüzden tercih etmemenizi rica ediyorum. Son olarak ben bu kitabı atlatamıyorum diyebilirim. Belki de kendimle çok özdeştirdim. Belki de gördüğüm yaşadığım 24 yıllık hayatıma çok benzettim. Belki de görünen dünyanın bir aynası olarak düşündüm. Bilemiyorum. Savrulan insanlar, savrulan iki arkadaş. Klişe olarak; bütün mesele Kayra olabilmekte mi? Ya da Kin ve Yas mı?
Çünkü aşka düşen bir insanın kendi ruhunda filizlenen bu duyguyu, gözlerini kapayan büyüyü bir bilgin gözüyle seyretmeye vakti yoktur. Kalbinin ne zaman ve nasıl hızla çarpmaya başladığını, nasıl birdenbire kendini feda edebilecek kadar güçlü bir bağla bağlandığını, nasıl kendini unutup sevgisiyle bir olduğunu, zekasının nasıl uyuştuğunu ya da alabildiğine inceldiğini, düşüncesinin nasıl esir olduğunu, dizlerinin nasıl titrediğini, ateşinin nasıl yükselip gözlerinin nasıl yaşla dolduğunu göremez.
Sayfa 481 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bir gün bir şey istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. İşte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. Bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte.
Sayfa 304 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Verin elinizi, tam şuramda bir şey, taş gibi ağır bir şey duruyor, derin bir acı duyuyormuşum gibi. Garip değil mi, acı da sevinç de insanda aynı etkiyi yapıyor; soluğumuz kesiliyor, insanın ağlayası geliyor. Ağlasam belki rahatlarım; tıpkı büyük acılarda olduğu gibi.
Sayfa 296 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu