Ontolojik gayrihakikiyeciliğin klasik bir örneği Sigmund Freud'da (1856-1939) bulunmaktadır. Freud dinî fikirleri medeniyetin erken devrine götürür, dinî fikirlerin işlevlerinden birisi insanları tabiatın tehditleri karşısında korumaktır. Bunu yerine getirmek için, medeniyet tabiatı insanlaştırmış, onu üstün şahıslarla doldurmuştur. Tabiatı doğrudan doğruya değiştirmesi için bu şahıslara yalvarılabilir, onlar sakinleştirilebilir, onlara rüşvet verilebilir ve onlar etkilenebilir. Nihayetinde insanların yarattığı bu üstün şahıslar, tabiatın vereceği korkuyu ortadan kaldıran, insanları Kader'in (mesela, ölümün) zulmüyle barıştıran ve çektikleri acıları ve maruz kaldıkları mahrumiyetleri onlara ölümden sonra hayat vaat ederek tazmin eden ata şahsiyetlere veya tanrılara dönüşmüştür. Atalarımız bizzat tanrıların Kader'e tâbi olduğunu keşfedince, tanrıları daha uzakta olup insanları ve tabiatı ahlak ilkeleri aracılığıyla idare eden varlıklar olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla dinî fikirler tabiata, ölüme ve sosyal adaletsizliğe karşı koruyucu olarak doğmuştur. İyiliğin nihayetinde ödüllendirildiği ve kötülüğün cezalandırıldığı kozmik adalet ideali; nefs, inayet, ebedi hayat ve ahlaki kanunlar gibi fikirleri doğurmuştur. Nihayetinde Tanrı'nın tek bir şahıs, çocukluğumuzda yaptığımız gibi onun seçilmiş halkı olarak kendisine yöneldiğimiz bir baba olduğunu kabul eden bir monoteizm ortaya çıkmıştır. Tanrı gerçekten var olan bir varlık değil fakat bir insani yansıtmadır. Çocukluğumuzdaki koruyucu baba şahsiyetine olan özlemimizden hareketle, etrafımızdaki dünyayı etkilemenin bir yolu olarak Tanrı'yı yarattık. Tabiatın ve medeniyetin karşısında çaresiz olduğumuz için, bir tanrı tasarladık sonra da dönüp onu aldatmaya kalktık. "Medeniyet dinî fikirleri üretir. "