Aradığın Şey Kütüphanede Saklı- Michiko Aoyama
Eğer kafa karışıklığı yaşıyorsanız, “nereden başlasam, ne yapsam?” diye düşünüyorsanız… belki de bir şeyleri değiştirme zamanı gelmiştir.
Kitap; hayatında sıkışmış, ne yapacağını bilemeyen farklı insanların yolunun bir kütüphanede kesişmesini anlatıyor. Onlara önerilen kitaplar ilk bakışta alakasız gibi görünse de aslında her biri kişinin tam da ihtiyaç duyduğu yerlere dokunuyor ve hayatlarında küçük ama anlamlı değişimlerin kapısını aralıyor.
Japon edebiyatına özgü o sakin, dingin ve yalın anlatım bu kitapta da kendini hissettiriyor. En sevdiğim yanı ise didaktik olmaması; “şunu yap, bunu yap” demeden, fark ettirmeden düşündürüyor. Okudukça yönlendiriyor ama bunu çok naif bir şekilde yapıyor.
Altını çizdiğim o kadar çok satır oldu ki… Çünkü karakterler çok tanıdık, hayatın içinden, bizden.
Ben kitabı gerçekten çok sevdim. Rahatlatan, yormayan ve özellikle doğru zamanda okunduğunda etkisi çok daha güçlü olan kitaplardan biri.
Dinlenmek, sakinleşmek ve biraz içe dönmek isteyenlere güzel bir öneri
* Yediğine ve etrafını meyle çevrelediğine dikkat etmemek, kendini mahvetmek demektir.
* Ne olacağını asla bilemeyeceğimiz bir dünyada, şu an elimden gelen neyse onu yapıyorum.
* Sana mantıklı gelmekten çok heyecanlı bir şey gibi hissettiriyorsa, doğru yoldayız demektir.
* Yapılacak çok şey vardı ama artık “zamanım yok” bahanesini kullanmayı bırakmaya karar vermiştim. Bunun yerine “sahip olduğum zamanla” neler yapabileceğimi düşünecektim. Böylece “bir gün” , “yarın” olacaktı.
Kitap keyifli ve akıcıydı. Hikaye benim için çok çarpıcı olmasa da, okurken yormayan ve kafa dağıtmak için ideal bir kaçış noktası sunuyordu.
Hikaye; disiplinli, mesafeli ve kurallarıyla yaşayan Kai ile enerjik, sosyal ve hayata daha spontane yaklaşan Isabella’nın yollarının kesişmesiyle başlıyor. Zıt karakterlere sahip bu iki insanın zamanla birbirlerini anlaması ve aralarındaki bağın yavaş yavaş güçlenmesini okumak oldukça keyifliydi.
Kai tam anlamıyla bir beyefendiydi. En başından beri Isabella’yı desteklemesi, kibarlığı, naifliği ve düşünceli oluşu gerçekten çok güzeldi. Özellikle aralarında klasik romantik kitap toksikliği olmaması çok hoşuma gitti. İletişimleri saygılı ve sağlıklıydı; tam bir “yeşil bayrak” erkek karakterdi bence
Isabella ise enerjisi yüksek, kıpır kıpır ve hikayeye renk katan bir karakterdi. İkili arasındaki dengeyi okumak keyif verdi.
Benim için çok iddialı bir kitap olmasa da romantik, yumuşak tempolu ve zihni yormayan bir okuma arayanlar için güzel bir alternatif diyebilirim
Aynı ofiste her gün gördüğünüz birini gerçekten ne kadar tanıyabilirsiniz?
Dawn, çalıştığı ofiste sessizliğiyle var olan, kimsenin hayatına fazla dahil olmayan ama herkesin tanıdığını sandığı bir çalışan. Her gün aynı rutini sürdüren, dikkat çekmeyen biri… Ta ki bir gün işe gelmeyene kadar. Dawn ortadan kaybolduktan sonra geride bıraktığı küçük detaylar, alışkanlıkları ve kimsenin üzerinde durmadığı davranışları birer birer anlam kazanmaya başlıyor.
Hikâyeyi Natalie’nin bakış açısından okumak merak duygusunu benim için daha da artırdı. Çünkü Dawn ortadan kaybolduktan sonra onun hakkında bildiğimizi sandığımız şeylerin aslında ne kadar sınırlı olduğunu fark etmeye başlıyoruz. Sayfalar ilerledikçe Dawn’a ne olduğu sorusu bambaşka bir hâl almaya başladı.
Ben kitabı genel olarak beğendim. Bazı kısımları tahmin edebildim ama hiç aklıma gelmeyen yerlerde de ters köşeler vardı. Olayların bağlanma şekli bence başarılıydı; sadece finalinin biraz daha çarpıcı olmasını isterdim. Gerilimden çok merak duygusuyla ilerleyen, akıcı bir kitaptı benim için.
Belki de asıl mesele Dawn’a ne olduğu değil… başından beri onu ne kadar tanıdığımızdı.
Dul kitabı, eşini kaybettikten sonra geride kalan bir adamın gündelik hayatındaki boşluklarla yüzleşmesini ve yas sürecini anlatıyor. Yasın en sessiz hâlini anlatan bir kitap bu. Büyük cümleler yok, abartı yok; ama her satırın içinde gerçek bir eksiklik duygusu var. Özellikle birlikte yapılan sıradan şeylerin yokluğunu anlatışı kitabı daha da gerçek kılıyor.
Altını çizdiğim o kadar çok cümle oldu ki, çoğunda “ben de böyle hissederdim” dedim. Yazarın sert olmayan, yer yer ince mizahla kırılganlaşan dili kitabı daha da samimi hissettirdi.
Bazı kitaplar bağırmadan etkiler; kısa ama etkisi uzun süren kitaplardan biri oldu benim için.
İ