'Einmal ist keinmal' diyor Tomas kendi kendine. Sadece bir kere olan şey, diyor Alman özdeyişi, hiç olmamış sayılır. Yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez.
Ölümle ilgili inanç temellisinden, eskatolojik yaklaşımla ölümü ele alan birçok kitap okuyabilirsiniz fakat bu kitapta Tolstoy'un ölümle ilgili düşüncelerini bir felsefe olarak bize sunmasıyla karşılaşıyoruz. Hayatın ölümle anlamlı hale gelişini Ivan Ilyiç'in hayatı içerisinde bizlere anlatıyor.
Kitabı okumadan önce Tolstoy' un hayatıyla ilgili biraz bilgi vermenin okuyucu için yazarın bakış açısını anlamayı kolaylaştıracağını düşünüyorum. Küçük yaşta ailesini kaybetmiş olmasına rağmen onlardan kalan zenginlikle rahat bir hayat süren Tolstoy kendisi zenginken başkalarının zorluklar çekmesinden rahatsız olan bir vicdani hal içine giriyor. İlerleyen zamanlarda bu hal onun zenginlikten vazgeçmesine sebep olacak. Kendisine ait bir okul kurup eğitim işleriyle uğraşıyor. Sonrasında bir aile kuruyor. On üç çocuğu oluyor ve beşini türlü sebeplerden dolayı kaybediyor. Bir süre sonra fikri bir arayış içine girip bir nevi inziva süreci yaşıyor. Bu süreç sonunda sevgi, din, siyaset, hayat hakkında ciddi anlamda zenginlik yaşayıp denemeler yazıyor. Fikri değişimi ve gelişimi maddi zenginlikten vazgeçip mal varlığını dağıtmasına sebep oluyor. Bu da ailesiyle arasının açılmasını sağlıyor. Bizdeki tasavvuf hayatına benzetebileceğimiz yalın bir hayata geçiş yapıyor. Tanrıya kilise olmadan ulaşma fikriyle ilgili yazılar yazıyor. Bu da Hristiyan anarşizmi olarak görülen düşünce olduğu için kiliseyle arasının açılıp aforoz edilerek dışlanmasına sebep oluyor. Hayatının sonu da bu şekilde yalnızlıkla ölümü bekleyerek geçiyor.
Kitabın içeriğine gelirsek Ivan Ilyiç'in ölüm ilanıyla başlıyoruz. Etrafındaki insanların bu ölüm üzerine düşünce dünyalarına geçiş yaparak devam ederken insanların ölümün manevi yanından çok dünyevi hayattaki menfaatlerine etkilerini düşündüklerini görüyoruz. Cenaze
Kitabı özetleyecek en iyi kısmın bu paragraf olduğunu düşünüyorum... (Spoiler)
Ivan İlyiç onca insanın yaşadığı şu koca kentte, onca eş dost arasında ve onca aile üyesiyle birlikteyken, ne denizlerin dibinde ne de toprağın binlerce metre altında bir benzeri daha bulunamayacak korkunç bir yalnızlıkla yüzü divanın arkalığına dönük yatarken, yalnızca geçmişin hayaliyle yaşıyordu. Geçmişten bir biri ardına tablolar canlanıyordu gözünde. Hep yakın zamandan başlıyor, uzağa, en uzağa, çocukluğuna doğru gidiyor ve orada duruyordu...
Tolstoy bu kitapta onca aile bireyinin, çalışma arkadaşının, dostlarının yanında insanın içten içe yaşadığı yalnızlığı anlatmış. Aynı zamanda içimizde her geçen gün daha çok yer kaplayan çocukluğumuza, gençliğimize, geçmişimize olan özlemi bu yalnızlıkla birleştirmiş. İvan İlyiç'in yaşadığı hayattan duyduğu memnuniyetsizliği bir şeyleri yanlış yapma, istediği gibi bir hayat yaşayamama durumunu çok güzel hissettirmiş.
onca insanın yaşadığı şu koca kentte, onca eş dost arasında ve onca aile üyesiyle birlikteyken, ne denizlerin dibinde, ne de toprağın binlerce metre altında bir benzeri daha bulunamayacak korkunç bir yalnızlıkla yüzü divanın arkalığına dönük yatarken, yalnızca geçmişin hayaliyle yaşıyordu. Geçmişten birbiri ardına tablolar canlanıyordu gözünde. Hep yakın zamandan başlıyor, uzağa, en uzağa, çocukluğuna doğru gidiyor ve orada duruyordu.