Sonra bir gece uyanıp balkona çıktım. Baharla yazın arasında duran, insanı sarıp sarmalayan, lacivert bir geceydi. Bir yıldıza takıldı gözüm. Diğerlerinin arasında küçük görünse de pırıl pırıl parlayan bir yıldızdı. Ertesi gece aynı saatte yine oradaydı. Bir hafta sonra da. Hâlâ orada. Ona baktığımda, her zamanki yerinde gördüğümde, belki de binlerce yıllık bir geçmişe baktığımı hissediyorum. Bazen bana pırıl pırıl görünen o yıldızın belki bin yıl önce öldüğünü ve bunun sadece kendisinin farkında olduğunu da düşünüyorum elbette ama, "Olsun," diyorum kendi kendime. "O bir zamanlar gerçekten vardı."
"Takdiri ilahi, kafeye varmadan bir blok önce caddenin sağ yanındaki duvara boydan boya yazılmış devasa bir grafiti çıkıyor karşıma: "I am not who I was before." Hemen oracıkta mideme koca bir yumruk iniyor. Bir şehrin değişmesi, bir insanın değişmesi, dünyanın değişmesi hatta, kendinden öncekilere ihanet gibi. Değişmemesi de kendine ihanet olurdu ama değil mi?"