“Sahne bir parça gülünçtü. Kadının biri toprağın üzerinde ıkına sıkıla doğum yaparken adamla çocuk kadife döşemeli sandalyelere yerleşmiş, adeta bir tiyatro oyunu izliyorlardı.”
“O gece başka bir tuhaf rüya daha gördü. Bu seferkini kabus olarak dahi adlandıramıyordu çünkü gayet dingin hissetmişti kendini. Buna hissizlik dese yeriydi.”
“Francis her zaman olduğu gibi görünüyordu ; nazik, kabataslak bir erkek. Lakin böylesi bir yerde, salkım söğütlü, sisin taşlar üzerinden eksik olmadığı bir mezarlıkta Francis sağlam bir hakikat kazanıveriyordu. Şehirde olsa Francis klakson seslerinden, motor gümbürtülerinden yitip gitmiş olurdu, diye düşündü Noemi. Duvara toslayan nazik bir porselen misali. Çelimsiz olsun olmasın, o eski ceket içinde bir parça kambur duruşuyla Francis hoşuna gitmişti doğrusu.”
“Mezarlıktaki sessizlik mutlaktı. Ağaçlarda hiçbir kuş ötmüyor, hiçbir böcek kanat çırpmıyordu. Her şeyi örtmüştü sessizlik. Dünyadan toprak ve taşla ayrılıp gizlenmiş derince bir kuyunun dibinde oturmak gibiydi.”
“Noemi öyle olsun istememişti ki. Ama istesin ya da istemesin, bir önemi var mıydı? Önemi olan sadece olaylardı...Buraya bir sorunu çözmek üzere gönderilmişti, onu daha karmaşık hale getirmek üzere değil.”