“Birden aklına geldi: “Ben bir kuş öldüremem “ dedi. “Bir karıncayı ezemem. İncinir diye bir arıyı, bir kelebeği, bir kuşu tutamam.” Şu anda, belki dünyada en çok elindeki tüfeğe, belindeki hançere, bedenindeki koşar koşar fişeklere şaşıyordu. Kendine bakıp bakıp gülüyordu.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bu dünya bana dar geldi. Gene döndüm koca Torosa. Kimse bilmez nerde kalır ölümüz. Ben Torosa ölmeye geldim. Baba toprağıma. Ölüm burnuma burcu burcu kokuyor.”
“Atın bulunduğu yere baktı, at şaha kalkmış, gerilmiş, ön ayaklarını göğe yukarı uzatmış, göğe ağmıştı. Sanki göğe tırmanıyordu. Kanatlarını göğe uzatmış bir efsane kuşuna benziyordu...At, ön ayaklarını bir yere vuruyor, sonra yeniden göğe ağıyordu. Bir tuhaf, görülmedik at oyunu oynuyordu. Bacakları, uzun, ince, soylu gövdesi geriliyor, uçuyor, sonra rahatlıkla çözülüyordu.”
“Bu at bulunmaz. Bulunsa da vurulmaz. Vurulsa da, o atı vuran iflah olmaz. Belki ölmez ama yılım yılım sürünür, ölmekten beter olur. Ölüme can kurban, yetiş güzel ölüm diye bağırır.”