“Dehşet bir korku sinmişti, ışıksız, karanlık, çamur içinde, sokaklarından pislik akan, gübre kokan, yarı yıkık kasabanın üstüne. Bu kasaba ölü gibiydi. Bir dedikodu yuvası, bir cadıkazanıydı. Herkes, herkesin en gizlisini biliyor, herkes herkesin en küçük sürçmesini bağışlamıyordu. Her gün binlerce dedikodu yaratılıyordu. Dedikoduya kurban gitmeyen, dedikoduyla yöresini sindirmeye çalışmayan hiç kimse yoktu. Durgun, sıkıntılı, kasabada herkes birbirinin gözünü oyuyor, kuyusunu kazıyordu.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Ak, uzun bir sakal gözlerinin önünden bir su gibi aktı: “Ne oldu sana böyle yavrum?” dedi ak sakal. Bir kadın onu okşadı. Çok sıcak bir sesi vardı. Ninni söyler gibi konuşuyordu. Memed ne söylediğini duymuyor, kendini sesin tadına vermiş dinliyor, kendinden geçiyordu. “Kan içinde kalmışsın yavru,” dedi kadının tatlı sesi. “Üstün başın kan.”