Ve sandalyeme çöktüm, içim kararmış, yapayalnız, umutsuz. Artık gitmeliydiler; hiçbir şey istemiyordum; yüreğimin son duyarlı teli kırılmıştı. Ne yapacaklarsa yapsınlar artık, ben hazırım.
İşini bitirince, bana yaklaştı ve gürül gürül bir sesle şöyle dedi:
“Dostum, altı ay içinde bu hapishane daha güzel olacak.”
Ve tavırları da “Ama ne yazık ki siz göremeyeceksiniz,” demek istiyor gibiydi.
Gülümser gibi oldu. Düğün gecesi birgelinle eğlenir gibi, benimle tatlı tatlı alay ettiğini duyumsuyordum.
Kıdemli eski bir asker olan jandarmam ise ona şöyle karşılık verdi:
“Bayım, bir ölünün odasında bu kadar yüksek sesle konuşulmaz.”
Mimar gitti.
Ama ben, hâlâ buradayım, sanki ölçtüğü taşlardan biri de benim...
Ölüler ölüdür; özellikle bunlar, mezarlarının içine iyice kapatılmışlardır. Orası, kaçılabilecek bir hapishane değildir. Öyleyse, neden korkuyorum ki bu kadar?
Mezar kapağı içeriden açılmaz.