Kitap Rönesans İtalya'sında önemli bir güç temsil eden Medici ailesinden Lucrezia'nın Ferrara Dükü ile olan evliliğini konu alıyor. Yazar tarihi temel alarak güzel bir kurgu oluşturmuş. Kitabın başında biraz sıkılarak okusam da kitapta ilerlediğim zaman kendimi saray entrikaları, hırs dolu planlar ve bambaşka ruh hallerindeki karakterlere odaklanmış olarak buldum. Kitabın sonlarında ise adeta tüylerim diken diken oldu.
Lucrezia dönemin toplumunun ideal kadın anlayışının aksine, macerayı seven, meraklı, yaratıcı bir kızdır. Kendi ailesi bile onun karakterini garipserken günlerini babasının sarayında eğitim alarak geçirir. Resime özel bir yeteneğinin olduğu küçük yaşta fark edilir ve en büyük tutkusu olan resim çizmeye devam etmesi için ailesi resim dersleri almasını sağlar. Bu sırada Ferrara Dükü Alfonso ile nişanlı olan ablası vefat edince Ferrara'dan gelen haberle kendisini Alfonso'nun nişanlısı olarak bulur. 15 yaşında evlenip gittiği Ferrara ona bir yıl sonra mezar olacaktır.
Alfonso babasının ölümünden sonra iktidar hırsıyla yanıp tutuşan, kendisine bir an önce veliahtlar doğuracak bir Düşes bulmaya çalışan bir adamdır. Alfonso Lucrezia'ya evliliğin başlarında nazik davranırken aylar geçtikçe kızın hamile olduğu haberi gelmez ve Alfonso'nun öfkesi gün yüzüne çıkmaya başlar. Aslında Alfonso'nun kız kardeşinin anlattığına göre Alfonso'nun daha önce ilişki yaşadığı hiçbir kadından çocuğu olmamıştır. Ancak Alfonso hamile kalamamanın cezasını Lucrezia'ya keser. Düzenli doktor muayeneleri, resim araç gereçlerinin elinden alınması, dini kitaplar dışında kitap okumasına izin verilmemesi, günde 15 dakikadan fazla dışarıya çıkmasına izin verilmemesi derken Lucrezia adeta altından bir kafese hapsedilmiş gibi olur.
En sonunda Alfonso Lucrezia'yı zehirler. Lucrezia'ya