Kral, Zadig’e ‘’Beden ve kalp’’ demişti. Zadig, kralın sözünü kesmekten kendini alamadı: ‘’Kral hazretleri! ‘Rûh ve kalp’ dememekle arzu ettiğiniz şeyi anlıyorum. Çünkü, bu rûh ve kalp sözü Babil’de çok kullanılır. Birçok kitapta bu kelîmelere tesadüf edilir. Oysa kitapları yazanların hiçbirinde ne rûh ne de kalp vardır. Fakat haşmetmeab, lütfen sözünüze devam edin.’’ ‘’Benim itikadımca, insanlarda ‘beden ve kalp’ sevmek için yaratılmıştır.’ diye konuşmasını sürdürdü kral. Bu iki kuvvetten birincisi tatmin edilmelidir. Burada benim sarayımda yüz tane kadın var. Hepsi güzel, nazik hatta arzularımı tatmin etmeye hazır. Yahut benimle birlikte oldukları zaman öyle görünüyorlar. Yine de, kalbim o kadar mutlu değil…’’ * Akıl ve kalbi birbirinden ayıran modern tıbba dargın olduğumu daha evvel söylemiştim. Mevzuya yeterince baş ağrıtmamışız gibi şimdi Voltaire bir de buna Beden ve Kalp ile Rûh ve Kalp versusunu ekliyor. Modern dünya, her şeye yaptığı gibi, iki unsuru ayrıştırma ve birbirinden ayırma gayreti gösterirken, Doğu neden bu denli birleştirmeye ve idrâke meyyâl? Bu metni anlayabilmek için en az 15 defâ okudum. Doğu’nun kokusunun sindiği her bir unsur bu denli derîn derûn, bu denli muzaffer olmak zorunda mı? Duyduğum ân, ondan mı saplanır kalbime bir ok gibi şu sözler? ‘’Şûr-i sabrî, reng-i abrî, ta'am-ı eşkî, bûy-i hakî…’’ Bekleyenin heyecanı (tutkusu), bulutun rengi, gözyaşının tadı, toprağın kokusu... * Şarkının gövdesine sarılmak, canı olsun da eğilip öpeyim diye içimden yükselen fısıltıları çığlık yapıyorum. Şarkın-ın gövdesi: Hem Farsça hem Persî… Farîsi değil, Persî çünkü İranlılara Farisî denildiğinde kızıp Persî diye düzeltiyorlar. O hâlde ben de Farsça söyleyen Marjan Vahdat için Türkçe diyeyim ki; ‘’Pers mahnılarını sevdirən mükəmməl mükəmməl bir səs.’’