8/10
·675 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
66 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 11:24
Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabı #birlikteokuyoruz kitap kulübünün arkadaşlarının bir kısmı ile okuduğumuz bir kitap idi. @lafazannn yönlendirmesi ile okurken daha düzenli olarak okuma yapıyordum ama tembel bir öğrenci olunca grup okumasından kopunca ben biraz geç bitirdim. Gruptan ayrılanı kurt kapar misali rehavete kapılıp çok uzun süreli olarak elimde kaldı. Kitaba gelince Fernando Pessoa kendi hayatından,düşüncelerinden ,hissettiklerinde,umutlarından veya karamsarlığından bahsettiği anlatı tarzı bir kitap. Zaman zaman Fernando Pessoa ben miyim ya da bu adam benim düşüncelerimi nereden bilebilir ki dediğim satırlar oldu. Çok kitap çizmeyi sevmem hatta okuduğum kitapları hiç incitmeden okurum ama bu kitabın her sayfasında o kadar çok cümlenin altını çizdim ki . Bazı alıntılar ile devam edeyim. " Kendini ifade eden,somut bir ruhum var benim. Ya varlık - dışı bir hal içinde durgunlaşırım ya da uyanırım ve bu durumda,tüm varlığımın gözü ansızın açılmışcasına kelimelere yansıtırım kendimi."sayfa 675 "Yaşadım yaşayalı kendimi anlatıyorum, kendimle olan sıkıntılarının en küçüğü bile, üzerine biraz eğilecek olsam,bir büyünün etkisiyle serpilip ezgili uçurumlarda açan renkli çiçeklere dönüyor hemen."sayfa 675 "Herşeyi hayal ettiğin için, hayatta var olanların tümü sana daha çok acı verecek. Bu da sırtında ki haçın olacak." sayfa 613 "En kesin bilim, kendi yasalarıyla kurallarının dört duvarı arasında yaşayan matematiktir."sayfa 463 "Hatırlamıyor, olduğumu fark ettiğime göre,demek uyanmışım." sayfa 451 "Hayat istemeden çıkılan, deneysel bir yolculuktur"sayfa 443 "Hayat tecrübesi insana hiçbir şey öğretmez,tıpkı tarih gibi "sayfa 187 "Karamsar değilim, hüzünlüyüm."sayfa178 "Hayat,hayatın dile getirilmesine engel olur. Büyük bir aşk yaşasam asla anlatamazdım."sayfa 163 "En
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 20. kitabı
Romanın merkezinde, Beyrut’ta yaşayan 72 yaşındaki Aaliya Saleh yer alıyor. Hikâyenin başında, kullanma talimatını okumadan saçına fazla miktarda uyguladığı bir şampuan yüzünden saçları maviye dönmüş Aaliya ile tanışıyoruz. Ancak anlatı doğrusal ilerlemiyor; Aaliya’nın zihni ne kadar karmaşıksa hikâye de o kadar parçalı bir yapıda ilerliyor. Sürekli geçmişe dönüyor, anılar arasında dolaşıyor ve okuyucuyla sohbet eder gibi hikâyesini anlatıyor. Aaliya Beyrut’ta doğmuş. Henüz iki yaşındayken babasını kaybediyor. Daha sonra annesi, dönemin gelenekleri gereği Aaliya’nın amcasıyla evleniyor. Böylece üvey kardeşlerle, “amca-baba” dediği bir adamla ve ayakta kalmaya çalışan annesiyle geçen zor bir çocukluk dönemi yaşıyor. Henüz 16 yaşındayken evlendiriliyor. Dört yıl süren mutsuz ve yalnız evliliğinin ardından boşanıyor. O dönemin Beyrut’unda boşanmış ve çocuksuz bir kadın olmak kolay değil. Toplum tarafından dışlanması beklenirken Aaliya tam tersine kendi hayatını kurmaya karar veriyor. Bu noktadan sonra ailesine, çevresine ve toplumun dayattığı kurallara karşı sessiz bir direniş başlatıyor. Aaliya’nın hayatındaki en büyük tutku kitaplar oluyor. Yıllarca Beyrut’ta bir kitapçıda çalışıyor ve İngilizce ile Fransızcadan Arapçaya çeviriler yapıyor. Tolstoy, Pessoa, Calvino gibi önemli yazarların eserlerini çeviriyor. Fakat ilginç olan şu ki bu çevirilerin hiçbirini yayınevlerine göndermiyor. Tam 22 yaşından itibaren her yılın ilk günü yeni bir çeviriye başlıyor ve tamamladığı metinleri kutulara koyup evindeki küçük hizmetçi odasında saklıyor. Yıllar içinde 37 roman çevirmiş olmasına rağmen bunların hiçbiri yayımlanmıyor. Roman boyunca yalnızca Aaliya’nın kişisel hikâyesini değil, Lübnan’ın çalkantılı tarihini de görüyoruz. Özellikle Lübnan İç Savaşı ve Ortadoğu’nun siyasi
Lüzumsuz KadınRabih Alameddine · Budala Kitap · 2021504 okunma
Reklam
Puan vermedi·680 syf.··
2026 4. kitabı
Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.  "Ne uzun yaşadım hiç yaşamaksızın! Ne çok düşündüm hiç düşünmeksizin! Durgun şiddetlerle, kıpırdamadan aşılmış serüvenlerle dolu dünyalar çöküyor üstüme. Hiç sahip olmadıklarıma ve asla olmayacaklarıma doydum artık." Huzurlu odamda, kederler içinde yazıyorum, şimdiye kadar olduğum, bundan sonra da olacağım gibi yapayalnızım. Birden sıkıntı bastı. Sessizliğin nefesi kesilmişti bir anda. ...bende kalan hatıran öylesine temiz, öylesine okunaklı. “Ben ki hayatın ne olduğunu bile bilmezken,ben mi onu yaşıyorum yoksa o mu beni...” “Sevmekten âciziz, sevilmek için gereken sözlerse daha söylenmeden yorar bizi.” - Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum. Özlediğim hiçbir şey yok.Hayatım acıyor .Bulunduğum yer acıyor , kendimi bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor. Çöküş, bilinçaltının tamamen yitirilmesi demektir, çünkü bilinçaltı yaşamın temelidir. insan baskı altında yaşamamışsa, özgürlüğün değerini ölçemez. Şu küçücük dünyada herkes incitilmiş, isimsiz, herkes yanlış yerde. Hissetmek ne renktir acaba? fernando pessoa // huzursuzluğun kitabı
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,6bin okunma
6/10
·272 syf.··
2025 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 00:00
lk bölümlerde sıradan bir sokak diliyle tanışıyoruz onunla… Hayatın en dip noktalarında, kimsenin görmediği bir köşede var olma mücadelesi veren bir kadın gibi. Ama sayfalar ilerledikçe anlıyoruz ki, Cevriye sıradan değil; o, karanlığın içinden parlayan bir ışık. Toplumun dışladığı bir bedenin içinde, bütün saflığıyla atan bir kalp var onda. Aşkı için verdiği mücadele, her şeye rağmen hayatta kalma çabası… Bir insanın değerinin, toplumun ona biçtiği etiketlerden ibaret olmadığını yüzümüze çarpıyor. Son sayfayı kapattığınızda, çöküntüyle birlikte şu düşünce de çöküyor üstünüze: Bazen en çok parlayanlar, en karanlık sokaklardan geçer.
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,650 okunma
7/10
·124 syf.··
2026 7. kitabı
Karayip edebiyatı denildiğinde çoğumuzun aklına canlı renkler, sıcak denizler, ritim ve salsa gelir, değil mi? Marugg bu algıyı tamamen yerle bir etmiş. Kitap, adını bilmediğimiz (aslında büyük oranda Marugg’un kendisi olan) yaşlı bir anlatıcının, evinin verandasında bir geceden şafağa kadar süren monoloğunu ve iç döküşünü konu alıyor. Yanında sadece sadık köpekleri, viski kadehleri ve kafasının içinde dönüp duran susturamadığı anıları var. Tıp Marugg’un dili o kadar şiirsel, o kadar melankolik ve pürüzsüz ki... Çeviriden okurken bile o melankolinin ritmini kalbinizde hissedebiliyorsunuz. Kısa, vurucu ve süssüz cümlelerle inanılmaz bir atmosfer yaratıyor. Kitap ilerledikçe, zamanın doğrusal akışını kaybediyorsunuz. Anlatıcı geçmişe gidiyor; adanın eski günlerini, kadınları, adadaki o meşhur petrol rafinerisinin doğayı nasıl katlettiğini hatırlıyor. Sonra birden verandadaki o sessiz ana geri dönüyor. Eğer aksiyon dolu, olay örgüsünün hızla aktığı, karakterlerin sürekli bir şeyler yaptığı kitapları seviyorsanız, Sabahın Kükreyişi size göre olmayabilir. Ama eğer Fernando Pessoa,Albert Camus tarzı varoluşsal sorgulamalara bayılıyorsanız, insanın kendi içine döndüğü o derin, sessiz ve biraz da can yakan anları edebiyatta aramayı seviyorsanız bu kitap sizin için tam da aradığınız eser.
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202528 okunma
10/10
·675 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 20:58
Bir kitabı okurken bu kadar aktif olduğumu, üzerine bu kadar kafa yorduğumu, deliler gibi notlar aldığımı hatırlamıyorum. Hatta size kitabı nasıl anlatacağım üzerine bile fazlasıyla düşündüm. Umarım başarabilirim. Yazarımız, yaşamımıza dair aklınıza gelebilecek hemen her konuya değinmiş: dinden siyasete, aileden iş arkadaşlarımıza, doğadan var oluş sebebimize kadar… Ama tahmin edersiniz ki, bunların hiçbiri olumlu yargılar içermiyor. Zaten kitabın adı “HUZURSUZLUĞUN KİTABI” olunca, başka ne beklenirdi ki? Üzerine çokça düşündüğüm, irdelediğim ama tam anlamlandıramadığım pek çok konuda gerçekten gözümü açtı ve bir anlamda hayatıma yön verdi. Bir insanın her şeyin bu kadar bilincinde olması sağlıklı mı? Yoksa hiçbir şeyi sorgulamadan yaşamak daha mı kolay? Bana katılır mısınız bilmiyorum ama ben şu sonuca vardım: Bernardo, her şeyin bilincinde olduğu için mutsuz ve huzursuz. Peki o zaman gerçekten cahillik mutluluk mu getirir? İnsanların arasında yaşarken bile kendini yabancı hissetmenin, ait olacak bir yer bulamamanın ve zaman zaman kendi varlığını bile sorgulamanın ne demek olduğunu tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Kitap, isminin hakkını sonuna kadar veriyor. Okudukça huzursuz oluyorsunuz. Sanki hepimiz bir oyunun içindeyiz, bize roller biçilmiş ve biz de o rolleri en iyi şekilde oynamaya çalışıyoruz. Bize ait olmayan ama sebepsizce kabullendiğimiz kurallardan ibaret hayatlar yaşıyoruz. Pessoa gerçekleri yüzünüze vurdukça sıkılacaksınız. İnkâr etmek isteyeceksiniz. Ama en sonunda “ben de böyleyim” demeye kendinizi ikna olmuş bulacaksınız (benim gibi). Hani herkes uyur, sen tek başına kalırsın ve sebepsiz yere bir şeyleri sorgulamaya başlarsın ya… İşte bu kitap tam olarak o anların kitabı. Belki de bu yüzden kitabın büyük bir kısmını gece yarısından sonra
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
Reklam
Reklam