Her milletin tarihinde; asla unutulmayacak, yıllar geçse de gerek edebiyatta gerek hayatın diğer alanlarında etkisini hiçbir zaman yitirmeyecek önemli olaylar vardır. Bu olaylar o milletin insanını öyle bir boyutta etkiler ki üzerine şiirler, romanlar, öyküler yazılır; şarkılar söylenir, türküler, ağıtlar yakılır. Türk milletini en çok etkileyen olaylardan biri ise kuşkusuz Çanakkale Savaşı'dır.
[Savaşın tarihi boyutuna ve ayrıntılarına çok fazla girmeyeceğim. Nitekim bu kısımlar birçok kitapta (ders kitaplarında bile) mevcut. Ve kesinlikle -doğru kaynaklardan- okunup öğrenilmeli.)
Savaşa gitmek de zordur, sevdiğin birini göndermek de. Savaş kalana da acı verir, gidene de. Ölene de acı verir, kurtulana(?) da. Acıdan ibarettir yani. Bütün bir ülkenin ortak acısından.
Savaş ortamı ve savaşın beraberinde getirdiği trajediler tecrübeli yetişkin bir askerin psikolojisinde bile büyük yaralar açar. Savaşta yalnızca ölüm korkusu değildir hissedilen. Aklınızda vatanınız, evde bir başına bıraktığınız anneniz, nişanlınız, yeni doğmuş belki de henüz doğmamış bebeğiniz vardır. Onların geleceği vardır. Bir yanınız kavuşmanın umudu ve hasretiyle yanıp tutuşurken bir yanınız da belki de onları bir daha asla göremeyeceğinizi bilmenin acısıyla kavrulur.
Yanı başınızda vurulmuş arkadaşınızın göğsünden akan kanları görürsünüz, kopan bacaklar, kollar görürsünüz, kan ve barut solursunuz, herhangi bir savaşta bulunmamış bir insanın asla tasavvur edemeyeceği ve anlayamayacağı nice manzaralara şahit olursunuz. Zordur yani kısacası, savaşmak zordur, asker olmak zordur. Ama memleketinizin istikbali için mecbursunuzdur bu ortamda olmaya.
"- Haydi toplanın, cenaze namazı kılmaya!
- Cenaze namazı mı?
- Evet.
- Kimin namazı ki bu arkadaş?
Onun bu sorusunu çavuş cevapladı.
- Kimin olacak,