peyderpey

10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2018 28. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2018 01:32
Temmuz-Ağustos 2018 derginin okuduğum ilk sayısı oldu ve bunda, kapağındaki Grangé yazısının (henüz kendisiyle tanışmamış olmama rağmen) payı büyük. Derginin ismi ünlü dedektif Sherlock Holmes'ün Londra'daki evinden geliyor. Bir polisiye dergisi için fena bir seçim değil. Bu sayıda kapaktan da anlaşıldığı üzere dosya konusu olarak Fransız polisiye yazarı Jean-Christophe Grangé ele alınmış. Grangé hakkındaki ilk yazıda Grangé'nin yanı sıra Paul Féval, Gaston Leroux, Léo Malet gibi Fransız polisiye yazarlarından ve eserlerinden bahsedilmiş. Bir sonraki yazıda, yazarın çok bilinen romanlarından Kızıl Nehirler; yapı, kişiler, süre, uzam gibi bağlamlarda ayrıntılı (benim gibi henüz kitabı okumamış olanlar için fazla ayrıntılı) bir şekilde ele alınmış. Namık Kemal Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Profesörü Doktor Ali Tilbe'nin kaleme aldığı yazı baştan sona dopdolu ve güzel bir inceleme. Sonraki yazının konusunu yine Kızıl Nehirler romanının dedektifleri Niémans ve Abdouf oluşturuyor ve yazıda bu iki karakterin kimlikleri, psikolojileri, karakter özellikleri gibi şeyler anlatılıyor. Diğer bir yazıda yine ayrıntılı olarak Grangé'nin romanlarında mekan olarak Afrika'yı kullanmasına ve belli karakter seçimlerine değinilmiş. Son olarak da filme uyarlanmış Grangé yapıtlarına tek tek değinilmiş ve filmlerin kitaplar kadar başarılı olamayışından, beklentiyi karşılayamamış olmalarından bahsedilmiş. Henüz Grangé okumadığım için bu kısımlar hakkında fazla bir yorum yapamıyorum ama derginin Grangé dışında kalan bölümlerinde de oldukça nitelikli yazılar mevcut. Mesela Gore Vidal, Dorothy L. Sayers, Roberto Ampuero gibi birçok polisiye roman yazarı ve eserleri anlatılmış. "Konuşulmayan" kitabının yazarı Demokan Atasoy'la yapılan bir röportaja yer verilmiş. Benim dergide en çok
221B Dergisi - Sayı 16221B Dergisi · 221B Dergisi · 201827 okunma
Reklam
6/10
·216 syf.··
2017 63. kitabı
Her milletin tarihinde; asla unutulmayacak, yıllar geçse de gerek edebiyatta gerek hayatın diğer alanlarında etkisini hiçbir zaman yitirmeyecek önemli olaylar vardır. Bu olaylar o milletin insanını öyle bir boyutta etkiler ki üzerine şiirler, romanlar, öyküler yazılır; şarkılar söylenir, türküler, ağıtlar yakılır. Türk milletini en çok etkileyen olaylardan biri ise kuşkusuz Çanakkale Savaşı'dır. [Savaşın tarihi boyutuna ve ayrıntılarına çok fazla girmeyeceğim. Nitekim bu kısımlar birçok kitapta (ders kitaplarında bile) mevcut. Ve kesinlikle -doğru kaynaklardan- okunup öğrenilmeli.) Savaşa gitmek de zordur, sevdiğin birini göndermek de. Savaş kalana da acı verir, gidene de. Ölene de acı verir, kurtulana(?) da. Acıdan ibarettir yani. Bütün bir ülkenin ortak acısından. Savaş ortamı ve savaşın beraberinde getirdiği trajediler tecrübeli yetişkin bir askerin psikolojisinde bile büyük yaralar açar. Savaşta yalnızca ölüm korkusu değildir hissedilen. Aklınızda vatanınız, evde bir başına bıraktığınız anneniz, nişanlınız, yeni doğmuş belki de henüz doğmamış bebeğiniz vardır. Onların geleceği vardır. Bir yanınız kavuşmanın umudu ve hasretiyle yanıp tutuşurken bir yanınız da belki de onları bir daha asla göremeyeceğinizi bilmenin acısıyla kavrulur. Yanı başınızda vurulmuş arkadaşınızın göğsünden akan kanları görürsünüz, kopan bacaklar, kollar görürsünüz, kan ve barut solursunuz, herhangi bir savaşta bulunmamış bir insanın asla tasavvur edemeyeceği ve anlayamayacağı nice manzaralara şahit olursunuz. Zordur yani kısacası, savaşmak zordur, asker olmak zordur. Ama memleketinizin istikbali için mecbursunuzdur bu ortamda olmaya. "- Haydi toplanın, cenaze namazı kılmaya! - Cenaze namazı mı? - Evet. - Kimin namazı ki bu arkadaş? Onun bu sorusunu çavuş cevapladı. - Kimin olacak,
Tarih
Çanakkale İçinde Vurdular Beniİsmail Bilgin · Genç Erdem · 201490 okunma
5/10
·220 syf.··
2017 12. kitabı
"Toprağı arayan gül, Güneşi arayan ışık, Okyanusu arayan damla için..." Öncelikle söylemek istediğim şey şu, Ekim Yağmurları kesinlikle boş bir kitap değil. Değil, fakat boş bir kitap olmaması çok da nitelikli bir kitap olduğu anlamına gelmiyor maalesef. Özellikle Kayıp Gül'ü ve Ölümsüz Kalp'i okuduysanız Ekim Yağmurları'nı okumanıza çok da gerek olmadığını söyleyebilirim sanırım. Serdar Özkan'ın bana göre en büyük sıkıntısı devamlı kendini tekrar etmesi. Tamam, Kayıp Gül'de güzel bir konu işledin, zıtlıkları ele aldın, bir insanın kendi içindeki iyi tarafı keşfetme yolculuğunu anlattın, bazı çevrelerce kitabın Küçük Prens, Simyacı, Martı gibi büyük kitaplarla kıyaslandı, bu reklamların önemli derecede katkısıyla çok satanlara girdin vs. vs. Bunların hepsi tamam ama daha sonra çıkan kitaplarında da hep aynı konu üzerinden gitmekle yazar biraz kolaya kaçmış diye düşünüyorum. Galiba baktı konu iyi tutuyor, "Bir Kayıp Gül Romanı" diye diye devam etmiş diğer kitaplarına da. Diyelim yazarın bunu yaparkenki amacı bir nevi kitap serisi ortaya çıkarmaktı. (Tutulan kitaplar için devam kitapları yazılması da genel ve sık rastlanır bir durumdur zaten.) Ama burada yazarımız bir kitap çıkardıktan sonra ardından çıkardığı diğer kitaplarda da sürekli aynı tema etrafında dönüyor. Konu güzel mi, güzel. Evrensel değerler mi anlatılmış, evet. De ben zaten bu kitapta verilmek istenen mesajı Kayıp Gül'de ve Ölümsüz Kalp'te fazlasıyla almışım. Ne gerek vardı bir de Ekim Yağmurları'na, demeden edemiyor insan. Bu nedenle ben ek diyebileceğim bu kitaba çok da gerek olmadığını, kitabın satış yapmak, bir kitap daha çıkarmış olmak amacıyla yazılmış olduğunu düşünüyorum. Gelelim kitabın konusuna. Dediğim gibi kitap Kayıp Gül'ün devamı niteliğinde. Ana karakterimiz Diana, ressam bir çocukla
Edebiyat
Kayıp Gül - Ekim YağmurlarıSerdar Özkan · Artemis Yayınları · 20121,520 okunma
10/10
·164 syf.··
Beğendi
·
2017 1. kitabı
Sabahattin Ali... Bu ismi ne zaman duysam içimde bir şeyler kıpırdar. Düşüncelerini bu kadar güzel anlatabilen, aslında hepimizin içinden geçenleri bu denli güzel aktarabilen nadir yazarlardan olmasındandır belki bu. Yazar hakkında sayfalar dolusu inceleme yazılabilir aslında ama şu an, böyle bir insanı hangi kelimelerle anlatırsam anlatayım boşmuş gibi geliyor. Sadece şunu söylemek istiyorum, hangi kitabını okursanız okuyun, fark etmez, ama Sabahattin Ali ile mutlaka tanışın. Her neyse. Birçoğumuzun bildiği gibi Kürk Mantolu Madonna epeyce methedilen bir kitap. Bu nedenle de popülaritesi oldukça yüksek. Bu popülerlik kesinlikle kitabı okumak isteyenlerin önünde bir engel oluşturmamalı. Maalesef son dönemlerde popüler kitapların birçoğu edebi bir niteliği olmayan, insanların hassas noktalarından faydalanılarak hazırlanmış, aşka dair birkaç basit cümlenin zırvalandığı sayfalardan ibaret. Bazı insanların çok okunan kitaplar hakkında bir önyargı beslemeleri de özellikle bu sebepten kaynaklanıyor zannımca. Kürk Mantolu Madonna okumadan önce böyle bir endişeniz olmasın. Okuduğunuza kesinlikle değecek bir kitap. Kitabın içeriğine gelecek olursak, ben daha önce bu kadar naif bir aşk okumadım. Raif Efendi'nin Maria Puder'e bakış açısı, ondan etkilenme sebepleri o kadar çarpıcı ki. Raif Efendi yalnız bir adam. Kelimenin tam anlamıyla yalnız. Ama aynı zamanda bir o kadar da naif ve içten. Kendisi o kadar bizden ki, insan okurken akıp giden her sayfada onunla daha yakın bir ilişki kuruyor, onu daha iyi anlıyor. Gittiği bir sergide görüyor Kürk Mantolu Madonna'yı. Bu portre kendisini o kadar etkiliyor ki saatlerce ona bakmaktan kendini alamıyor. Daha sonra günlerce portreyi görmek için sergiye gitmeye devam ediyor. Portreyi tasvir ederken kullandığı cümlelerden biri şöyle:
Edebiyat
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,2bin okunma