İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
-Benim Ahmet'i gördünüz mü? diyor.
Hangi Ahmet'i? Yüz bin Ahmet'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksisini gösteriyor:
-Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmet'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet'ini görsen, ona da soracaksın
-Ahmet'imi gördün mü?
Hayır... Hiç birimiz Ahmet'ini görmedik. Fakat Ahmet'in her şeyi gördü. En âlâsından cehennemi gördü.
Sayfa 116 - Pozitif, Falih Rıfkı Atay, Ocak 2021·Kitabı okudu
Bu his, Medine'de büsbütün biter. Medine'de Peygamber kabri ile tüccarlık eden bayağı ahlaksız simsarlara rastlanır. Her Medineli uzaklardan gelen saf halka, bu harap köyün taşını, toprağını, kuyu suyunu kırk defa öptüre öptüre satar.
Sayfa 61 - Pozitif, Falih Rıfkı Atay, Ocak 2021·Kitabı okudu
"Bütün bu düşünceler bir anafikirde toplanıyor:
Ne için yaşadığımızı bilmek. Fikirlerin en gücü. Başı ve sonu. İşte ülkü budur. Gerçek sevgi budur. İyi yaşayarak, yaşamımızın amacını iyi bilerek ve ona yaklaşmanın saadetini duyarak, kaderimizin bizi getireceği ana, güleryüzle, gözümüz arkada kalmaksızın varmak... Hayatı vazifen bittiği anda bitirmek. Ne aldanmak ne aldatmak; ne avunmak ne avutmak. Gözüpek, yüreği yumuşak olmak. Doğruyu kuşun ötmesi gibi sıkıntısız söyleyebilmek... Tabiatın yok ettiği anları inandırmak. Küsmeden kızmadan sapıkları yola getirmek... Büyükleri saymak küçükleri sevmek.
Her zaman içimden hecelediğim bu gerçek kuralları tekrar ederken, yağız çehreli, kesik saçlı, sakalı bıyığı tıraşlı, temiz yüzlü, canlı, milletine inanlı, yeni bir neslin arasına katıldığımı duyuyorum"