Şıralcınlar çiçeksiz, boylu çalılardı; sonra çok da güzel kokarlardı. Hep başka bitkilerden uzakta, küme küme, adalar halinde biterlerdi. Çocuğun yakın dostuydular. Birisine küsüp de içinden ağlamak geldiği zamanlar, kimseler görmesin diye gider şıralcınların arasına gizlenirdi. Ne de güzel kokardı şıralcın yaprakları! Çam ormanında sanırdı kendini. Orada içi ısınır, tüm acıları dinerdi. Dalları göğü örtmezdi şıralcınların. Çocuk önce gözyaşlarından hiçbir şey göremezken, sonra tepesindeki bulutları seyre koyulurdu. Nelere nelere benzetmezdi ki bulutları!
Bir birey olarak özüne saygı duyulan ortam sadece gelişim odaklı sevgi kültüründe bulunur. Ancak orada bir sohbet, bir mentorluk ilişkisi kurulabilir. Mentorluk alt-üst ilişkisi değildir. Sohbet etmek karşıdakini sorgulamak ya da nasihat edip yönlendirmek değildir.