"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı.Veya ekilmiş bir bahçe."
“Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!”
"Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et."
Okuduğum Körlük romanını yaşadığımız salgın dönemi vesilesi ile daha iyi kavradım.Yazarın bahsettiği körlük, beyaz bir körlük, her şeyi elde ettiğimiz ve doyumsuz bir yaşam sürdüğümüz ancak tatmin olamadığımızdır.
Ülkedeki insanların hızla körleşmesi ve insanoğlunun kendi menfaatleri uğruna bir canavara dönüşmesiyle karantinaya alınan insanların kendi içinde çatışmaları, bencillikleri, yitirilmeyen umutları, devlet kavramının var olan düzenin günü kurtarmaya yönelik oluşu, koğuştakilerin ahlâki davranışları , insanoğlunun bakarken göremediği, yaşamın anlamını kavrayamadığı ve körlüğün bittiği an tekrar aynı yaşam biçimine döndüğünü yüzümüze vuran , içinde bulunduğumuz pandemiden sonra tekrar aynı dünya düzenine devam edeceğimizi gösteren bir kitaptır.