Kesintisiz ve acımasız bir biçimde dönerek uzağı ve çevreyi tarayan fener misali, gözdüm ben her şeyden önce. Bu göz o kadar açıktı ki bütün diğer yetilerim uykudaydi; güçlerimin tamamini görmek ve dünyanın dramini kavramak için kullaniyordum.
Yıkım özlemi çektiysem tek nedeni bu gözün imha edilme olasılığıydı. Deprem istiyordum, deniz fenerini denize yıkacak doğal bir afet. Dönüşüm istiyordum; bir balığa, bir deniz canavarına, bir muhribe dönüşmek. Yeryüzü yarilip tek bir esnemeyle her şeyi yutsun istiyordum. Kentin denizin dibini boyladığını görmek istiyordum. Bir mağarada oturup
mum ışığında kitap okumak istiyordum. Kendi bedenimi, kendi arzularımı tanıyabileceğim bir degisim için gözün imhasını istiyordum. Gördüklerimi ve duyduklarimi derinlemesine düşünebilmek
için bin yil yalniz kalmak istiyordum - ve unutmak
için.
Buz gibi soğuk, çılgın bir ritimle dans ediyoruz, uzun ve kısa dalgalar eşliğinde, hiçlik çanağının içinde. Şehvetin her santimi paraya akıyor. Onları savunmasız kılacak bir kusur arayışı içinde bir mükemmel dişiden ötekine geçiyoruz, fakat kusursuzlar, aynı istikrar çerçevesinde de kapalı. Aşkın mantığının soğuk ve beyaz bekâreti bu, çekilmekte olan dalganın örgüsü, mutlak hiçliğin kıyısı. Ve ben, mükemmeliyetin bu bakir mantığıma sınırında beyaz umutsuzluğun dansını ediyorum, son duyguya kurşun sıkan son beyaz adam, umutsuzluğun özenle bağlanmış eldivenleriyle göğsünü yumruklayan bir goril. Kanatlarının çıkmaya başladığını hisseden, satenimsi bir boşluğun ortasında delifişek bir goril; gece de elektrik bir bitki gibi büyümeye devam ediyor, siyah kadife boşluğa akkor tomurcuklar fırlatıyor. Tomurcukların elemle açtığı gecenin kara boşluğuyum ben, ayın donmuş çiyinde yüzen bir denizyıldızı. Yeni deliliğin mikrobuyum, anlaşılmaz bir dil ile kuşanmış bir ucube, ruhun can evine kıymık gibi saplanmış bir hıçkırık. Meleksi gorilin o pek makul ve güzel dansını ediyorum. Bunlar benim meleksi olmayan meczup kardeşlerim. Hiçliğin kof çanağında dans ediyoruz. Aynı bedene aitiz, fakat yıldızlar kadar ayrığız.
Ona rastladığımda hayatı yakaladığımı, ısırabileceğim bir şeyi elimde tuttuğumu sandım. Oysa hayatı bütünüyle elimden kaçırdım. Bağlanabileceğim bir şeye uzandım ve hiçbir şey bulamadım. Yakalama çabasıyla, bağlanma çabasıyla ona uzandığım ve sap gibi ortada kaldığım sırada aramadığım bir şeyi buldum ama - kendimi.