Ve böylece ertesi güne başlarız tekrar. Geçmişin aynı, yerleşik kurallarıyla.
Büyük, şiddetli neşelerden kaçabilseydik
Büyük acılardan da kaçabilirdik.
Yolunu kapatan taşın etrafından
Zıplayıp geçen kurbağa gibi
Artık ne mutlu ne de mutsuzum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde “insan” dünyasında tek gerçek şey bu.
Her şey geçip gidiyor.
Finis kelimesi Latincede iki anlama gelir: Son veya bitiş ve ulaşılacak bir hedef. Kendi “geçici varoluşunun” sonunu göremeyen insan, hayatta nihai bir hedefi de amaçlayamıyordu. Yaşamayı, normal bir hayat süren insanın aksine, geleceğe ertelemişti.
Yaşadığın hiçbir güç deneyimlerini senden alamaz. Sadece deneyimlerimiz değil, ayrıca yaptıklarımız, sahip olduğumuz büyük düşünceler ve çektiklerimiz kaybolmadı. Geçmişte kalsa da onları var ettik. Var olmuş olmak da bir tür varlıktır, belki de en kesin biçimi.
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden.