"Ben solucan olduğum gün..."
"Evet?"
"Şöyle bir yüzyıl sonra, ben şöyle küçücük bir solucan olduğumda..."
"Yüzyıl sonra?"
"Evet doksan dokuz ya da yüz bir yıl sonra... İlkyazda... İlkyazda, işlenmiş toprakta güneş altında kalmış, kalmış da ne yapacağını şaşırmış bir kıvıl kıvıl solucan olduğumda..."
"Evet?"
"Ve gözlerini kocaman kocaman açmış sarı saçlı bir çocuk..."
"Kim bu çocuk?"
"Salıncaktan düşmüş -ne kötü!- ve benim bugün taşıdığım acıyı yüklenmeyecek -ne iyi!- sarı saçlı bir çocuk..."
"Haa..."
"Beni şöyle, bir çöple ikiye böldüğünde... Ve ben, ikiye bölünmüş olarak, güneşten ve çocuktan kurtulmanın yolunu toprağın nemliliğine ve karanlığına sığınmakta ararken..."
"Ne güzel! Sarı saçlı çocuk.. sarı saçlı çocuk..."